Bir ilişki içerisinde sevilmek kadar önemsendiğini, duyulduğunu ve karşılıklı ilişkinin bir parçası olduğunu hissetmek de önemlidir. Buna rağmen bazı kişiler partnerleriyle birlikteyken zaman zaman “Ben onun için gerçekten önemli miyim?”, “Neden hep ben çabalıyorum?” veya “Bu ilişkide kendimi neden bu kadar değersiz hissediyorum?” diye düşünebilir.
İlişkide kendini değersiz hissetmek, tek başına ilişkinin kötü olduğu, partnerin kişiyi sevmediği veya kişinin özgüven problemi yaşadığı anlamına gelmez. Bu duygu; ilişkinin mevcut iletişim biçiminden, karşılanmadığı düşünülen ihtiyaçlardan, kişinin kendisini değerlendirme biçiminden, geçmiş ilişki deneyimlerinden veya bunların bir araya gelmesinden etkilenebilir.
Bu nedenle değersizlik hissini değerlendirirken yalnızca “Partnerim bana değer veriyor mu?” sorusuna değil, aynı zamanda “Bu ilişkide ben kendimi nasıl konumlandırıyorum?”, “İhtiyaçlarımı ifade edebiliyor muyum?”, “Değerli olduğumu neye göre belirliyorum?” ve “Partnerimin gerçek davranışları bana ne söylüyor?” gibi sorulara da bakmak önemlidir.

İlişkide Değersizlik Hissi Nasıl Yaşanabilir?
Değersizlik hissi herkes tarafından aynı şekilde ifade edilmez.
Bazı kişiler partnerlerinin kendilerini yeterince önemsemediğini düşünürken bazıları ilişkide sürekli kendisini kanıtlaması gerektiğini hissedebilir.
Örneğin kişi:
- her zaman ilk mesajı kendisinin attığını,
- planları sürekli kendisinin yaptığını,
- duygularının yeterince dikkate alınmadığını,
- ihtiyaçlarını söylediğinde abartmakla suçlandığını,
- ilişkide sürekli ikinci planda kaldığını,
- karşı tarafın ilgisini kaybetmemek için daha fazla çabaladığını,
- “hayır” dediğinde suçluluk hissettiğini,
- partnerinin onayına fazla ihtiyaç duyduğunu
fark edebilir.
Ancak bu deneyimlerin tek tek bulunması ilişkinin niteliği hakkında kesin bir sonuç vermez.
Önemli olan bunların ne kadar sık yaşandığı, ilişkinin genelinde nasıl bir örüntü oluşturduğu ve kişinin kendisini zaman içerisinde nasıl hissetmeye başladığıdır.
“Partnerim Beni Değersiz Hissettiriyor” Düşüncesi Ne Anlama Gelebilir?
Bir ilişkide kişi zaman zaman partnerinin belirli davranışlarının ardından kendisini değersiz hissedebilir.
Örneğin partnerin önemli bir konuda sözünü kesmesi, duygularını küçümsemesi veya birlikte verilen bir kararı dikkate almaması incitici olabilir.
Ancak burada iki ayrı düzeyi birbirinden ayırmak yararlı olabilir:
Ne oldu?
ve
Ben yaşanan olaya hangi anlamı verdim?
Örneğin partnerin bir mesaja geç cevap vermesi somut bir olaydır.
Kişinin:
“Bana geç cevap verdi çünkü benimle ilgilenmiyor.”
diye düşünmesi ise olay hakkındaki yorumudur.
Bazen yorum ile gerçek durum birbirine yakın olabilir. Bazen ise partner yoğun olduğu, telefonu görmediği veya farklı bir nedenle geç cevap vermiş olabilir.
Bu ayrım, kişinin duygusunun geçersiz olduğu anlamına gelmez.
Ama değersizlik hissinin nedenini anlayabilmek için partnerin gerçek davranışı ile kişinin davranışa verdiği anlamı birbirinden ayırabilmek önemlidir.
İlişkide Önemsenmediğini Hissetmek
Değer görmek her kişi için aynı davranışları ifade etmez.
Bir kişi için birlikte kaliteli zaman geçirmek önemli olabilir.
Başka biri sevgisini sözlü biçimde duymak isteyebilir.
Bir başkası zor bir gün geçirdiğinde partnerinin onu dinlemesine önem verebilir.
Dolayısıyla ilişkide:
“Bana değer vermiyor.”
düşüncesinin arkasında bazen daha somut bir ihtiyaç bulunabilir.
Örneğin:
“Bana değer vermiyor.”
yerine:
“Son zamanlarda birlikte zaman geçirmediğimiz için kendimi uzaklaşmış hissediyorum.”
veya
“Bir problemimi anlattığımda hemen çözüm önerisi vermek yerine önce dinlenmeye ihtiyacım var.”
şeklinde daha açık ifadeler kurulabilir.
Duygusal ihtiyacın daha somut hale gelmesi, çiftin gerçekten ne üzerine konuştuğunu anlamasını kolaylaştırabilir.
İlişkide Kendini Yetersiz Hissetmek
Değersizlik hissine zaman zaman yetersizlik düşünceleri eşlik edebilir.
Kişi:
“Yeterince güzel miyim?”
“Yeterince başarılı mıyım?”
“Onun için yeterince iyi bir partner miyim?”
“Benden daha iyisini bulursa ne olur?”
gibi sorularla kendisini değerlendirebilir.
Bu durumda ilişki yakınlık ve paylaşım alanı olmaktan çıkıp kişinin sürekli kendi yeterliliğini ölçtüğü bir alana dönüşebilir.
Partnerin yaptığı küçük bir yorum bile kişinin kendisi hakkında daha geniş bir sonuca ulaşmasına neden olabilir.
Örneğin partner:
“Bugün biraz yalnız kalmak istiyorum.”
dediğinde kişi bunu:
“Artık benimle vakit geçirmek istemiyor.”
ve ardından:
“Ben yeterince iyi değilim.”
şeklinde yorumlayabilir.
Bu bağlantının her kişide aynı biçimde oluştuğu düşünülmemelidir. Ancak ilişkinin günlük olaylarının kişinin kendi değerini ölçtüğü bir göstergeye dönüşüp dönüşmediğine bakmak anlamlı olabilir.
Partnerin İlgisi Kişinin Değerini Belirler mi?
Yakın olduğumuz kişinin bize nasıl davrandığı elbette önemlidir.
Partnerin ilgisi, sevgisi, saygısı ve duyarlılığı ilişkinin nasıl deneyimlendiğini etkileyebilir.
Ancak kişinin bütün özdeğerini partnerin o günkü davranışına bağlaması duygusal olarak zorlayıcı olabilir.
Örneğin:
Partner sıcak davrandığında → “Değerliyim.”
Partner mesafeli olduğunda → “Beni artık istemiyor.”
Partner iltifat ettiğinde → “Yeterince iyiyim.”
Partner başka bir konuya odaklandığında → “Artık önemli değilim.”
gibi hızlı değişimler ortaya çıkabilir.
Araştırmalar da özsaygı ve ilişkilerin zaman içerisinde birbirini karşılıklı etkileyebildiğine işaret ediyor; kişinin kendisine ilişkin değerlendirmesi ilişkilerini etkileyebildiği gibi ilişkilerde yaşanan deneyimler de kişinin özsaygısıyla bağlantılı olabiliyor.
Bu nedenle amaç partnerin davranışlarını önemsizleştirmek değil, kişinin kendi değerinin tamamen bu davranışlara bağlı hale gelip gelmediğini değerlendirmektir.
İlişkide Sürekli Onay Beklemek
Bazı kişiler ilişkide partnerlerinden tekrar tekrar güvence alma ihtiyacı hissedebilir.
“Beni seviyor musun?”
“Benden sıkıldın mı?”
“Benimle mutlu musun?”
“Bir şey mi oldu?”
gibi sorular zaman zaman her ilişkide sorulabilir.
Ancak güvence kısa süre rahatlatıyor, ardından aynı kuşkular yeniden ortaya çıkıyorsa kişinin yaşadığı döngüye daha yakından bakılabilir.
Örneğin:
Kuşku → güvence arama → kısa süreli rahatlama → yeni bir belirsizlik → tekrar güvence arama
şeklinde bir süreç oluşabilir.
Bu noktada sorun sevgi veya ilgi istemek değildir.
Yakınlık ve güvence ihtiyacı insani ihtiyaçlardır.
Daha önemli olan, kişinin kendisini değerli hissedebilmek için partnerinden ne sıklıkta ve ne ölçüde kanıt aramak zorunda hissettiğidir.
İlişkide Fazla Fedakârlık Yapmak
Bir ilişkide zaman zaman fedakârlık yapmak doğaldır.
Partnerlerden biri yoğun bir dönemden geçerken diğerinin daha fazla sorumluluk alması veya belirli bir konuda esneklik göstermesi karşılıklı ilişkinin bir parçası olabilir.
Ancak kişi ilişkisini kaybetmemek için sürekli:
- kendi ihtiyaçlarını erteliyor,
- istemediği durumlara “evet” diyor,
- arkadaşlarından uzaklaşıyor,
- hobilerini bırakıyor,
- partnerinin isteklerini kendi isteklerinden daha önemli görüyor,
- rahatsız olduğu davranışları dile getiremiyorsa
fedakârlığın ilişkideki işlevini değerlendirmek anlamlı olabilir.
Bir süre sonra kişi:
“Bu ilişki için bu kadar şey yapıyorum ama karşılığını görmüyorum.”
diye düşünebilir.
Böylece daha fazla çaba gösterdikçe daha fazla değer göreceğini umabilir.
Ancak sevginin kişinin ne kadar fedakârlık yaptığına göre kazanılması gerektiği düşüncesi, kişinin kendi sınırlarını fark etmesini zorlaştırabilir.
Hayır Diyememek ve Değersizlik Hissi
İlişkide değer görmek bazen “uyumlu olmak” ile karıştırılabilir.
Kişi:
“Hayır dersem onu kaybederim.”
“İtiraz edersem beni zor biri olarak görür.”
“İstediğini yapmazsam sevgisi azalır.”
gibi düşünceler nedeniyle istemediği durumlara onay verebilir.
Kısa vadede çatışma önlenebilir.
Ancak uzun vadede kişinin kendi ihtiyaçları ve sınırları ilişkide giderek daha az görünür hale gelebilir.
Sonrasında:
“Benim ne istediğimin zaten önemi yok.”
düşüncesi ortaya çıkabilir.
Oysa ilişkide sınır koymak sevgisizlik anlamına gelmez.
Yakınlık, iki kişinin bütün ihtiyaçlarının aynı olması değil; farklılıkların ve sınırların konuşulabildiği bir ilişki alanı oluşturabilmekle de ilgilidir.
Kendini Sürekli Partnerin Eski İlişkileriyle veya Başkalarıyla Kıyaslamak
Değersizlik hissi bazen sosyal karşılaştırmayla güçlenebilir.
Kişi kendisini:
- partnerinin eski ilişkileriyle,
- sosyal medyada gördüğü kişilerle,
- partnerinin arkadaşlarıyla,
- çevresindeki diğer çiftlerle
karşılaştırabilir.
“Benden daha güzel.”
“Onunla daha mutlu görünüyordu.”
“Başka çiftlerin ilişkisi bizimkinden daha iyi.”
gibi düşünceler kişinin ilişki deneyimini etkileyebilir.
Burada kıyaslamanın yalnızca fiziksel görünümle ilgili olması gerekmez.
Kariyer, sosyal yaşam, ekonomik durum veya kişilik özellikleri de karşılaştırmanın konusu olabilir.
Bu tür karşılaştırmaların nasıl ortaya çıktığını daha kapsamlı incelemek için Kendini Başkalarıyla Kıyaslamak Neden Olur? başlıklı yazı da okunabilir.
İlişkide Kendini İkinci Planda Hissetmek
Bir ilişkide iki kişinin de bireysel yaşamı bulunur.
İş, arkadaşlar, aile, kişisel ilgi alanları ve yalnız kalma ihtiyacı ilişkinin dışında da devam eder.
Dolayısıyla partnerin her zaman ilişkiyi ilk sıraya koymaması otomatik olarak değersizlik anlamına gelmez.
Ancak kişinin ihtiyaçları sürekli erteleniyor, ortak kararlar tek taraflı alınıyor veya partnerin hayatında yalnızca uygun olduğu zamanlarda yer bulduğunu hissediyorsa bu deneyim konuşulabilir.
Burada önemli olan tek bir olaydan çok ilişkinin genel örüntüsüdür.
Bir hafta yoğun çalışan bir partner ile uzun süredir ilişkiye hiç zaman ayırmayan bir partner aynı biçimde değerlendirilmemelidir.
Partnerin Davranışları Gerçekten Değersizleştirici Olabilir mi?
Evet.
Değersizlik hissinin her zaman kişinin kendi iç dünyasından kaynaklandığını söylemek doğru değildir.
Bir ilişkide partner:
- sürekli küçümsüyor,
- aşağılayıcı ifadeler kullanıyor,
- başarıları değersizleştiriyor,
- duygularla alay ediyor,
- kişinin düşüncelerini sürekli geçersiz sayıyor,
- sınırları tekrar tekrar ihlal ediyor,
- her tartışmada bütün sorumluluğu karşı tarafa yüklüyor
olabilir.
Bu davranışlar gerçek ilişki dinamiğinin bir parçasıdır ve yalnızca kişinin “özgüven problemi” olarak değerlendirilmemelidir.
Güncel ilişki içeriklerinde de sürekli eleştirilme, duyguların küçümsenmesi ve sınır ihlalleri, kişinin ilişkide kendisini değersiz hissetmesiyle bağlantılı davranışlar arasında ele alınıyor.
Bu nedenle kişinin hem kendi yorumlarını hem de partnerinin gerçekten nasıl davrandığını değerlendirmesi önemlidir.
“Ben Çok Hassasım” Diyerek Her Şeyi Kendine Yüklemek
İlişkide yaşanan her problemi:
“Ben fazla hassasım.”
“Ben yine kafamda büyüttüm.”
“Herhalde sorun bende.”
şeklinde açıklamak da yanıltıcı olabilir.
Kişinin kendi düşünce biçimini değerlendirmesi önemlidir ancak ilişki iki kişinin karşılıklı etkileşiminden oluşur.
Partnerin davranışları ve ilişkinin nasıl işlediği de değerlendirmeye dahil edilmelidir.
Örneğin kişinin eleştiriye hassas olması mümkündür.
Ancak partner aynı zamanda gerçekten sık sık küçümseyici bir dil kullanıyor olabilir.
Bu iki durum aynı anda bulunabilir.
Dolayısıyla psikolojik değerlendirmede amaç her şeyi tek bir kişiye yüklemek değil, kişinin kendi deneyimiyle ilişki dinamiğini birbirinden ayırarak değerlendirmektir.
İlişkide Duygusal İhtiyaçların Karşılanmaması
Yakın ilişkilerde her kişinin farklı duygusal ihtiyaçları olabilir.
Bunlar:
- görülmek,
- dinlenmek,
- anlaşılmak,
- birlikte zaman geçirmek,
- fiziksel yakınlık,
- destek görmek,
- güven,
- kişisel alana saygı
gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Her ihtiyacın partner tarafından her zaman karşılanması mümkün değildir.
Ancak kişinin ihtiyaçlarını hiçbir zaman ifade edememesi veya ifade ettiğinde sürekli görmezden gelinmesi ilişki deneyimini zorlaştırabilir.
Bazen de sorun ihtiyacın varlığından çok ifade edilme biçiminde olabilir.
“Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun.”
ile
“Son haftalarda birlikte zaman geçiremediğimiz için kendimi ilişkiden uzaklaşmış hissediyorum.”
aynı mesaj değildir.
İkinci ifade, karşı tarafı genel biçimde tanımlamak yerine kişinin kendi deneyimini ve ihtiyacını daha somut hale getirir.
Seviliyorsam Söylemeden Anlaması Gerekmez mi?
İlişkilerde sık karşılaşılan beklentilerden biri partnerin ihtiyaçları söylenmeden anlaması gerektiği düşüncesidir.
“Beni gerçekten seviyorsa neye ihtiyacım olduğunu bilmeli.”
düşüncesi ilk bakışta anlaşılır görünebilir.
Ancak insanlar aynı olayları farklı biçimde yorumlayabilir.
Kişi yakınlığa ihtiyaç duyduğunda daha fazla konuşmak isterken partneri destek olmak amacıyla ona alan bırakıyor olabilir.
Bu durumda iki tarafın da niyeti kötü olmayabilir ancak birbirlerinin ihtiyacını yanlış yorumlayabilirler.
Güncel psikoloji içeriklerinde de ihtiyaçları açıkça ifade etmemenin, reddedilme korkusu ve anlaşılma beklentileriyle bağlantılı olabileceği ele alınıyor.
Yakınlık her zaman konuşmadan anlaşılmak değildir.
İhtiyaçların ifade edilebildiği bir iletişim alanı da yakınlığın bir parçasıdır.
Değersizlik Hissi Tartışmaları Nasıl Etkileyebilir?
Kişi partnerinin davranışlarını zaten:
“Beni önemsemiyor.”
çerçevesinden değerlendiriyorsa belirsiz olaylar daha kolay olumsuz yorumlanabilir.
Partnerin kısa cevap vermesi:
“Benimle konuşmak istemiyor.”
Planın değişmesi:
“Ben onun için öncelikli değilim.”
Bir konuyu unutması:
“Beni önemsemediği için unuttu.”
şeklinde değerlendirilebilir.
Bu yorumlar ardından öfke, geri çekilme, güvence arama veya eleştiri ortaya çıkabilir.
Partner de bu tepkiye kendi biçiminde karşılık verir.
Böylece değersizlik hissi yalnızca kişinin içinde yaşadığı bir duygu olarak kalmayıp çiftin iletişim döngüsünün bir parçası haline gelebilir.
Bu tür tekrar eden etkileşimleri daha ayrıntılı ele alan İlişkide Hep Aynı Sorunları Yaşıyorum: Neden Aynı Döngüler Tekrar Ediyor? başlıklı içerik bu konuya farklı bir açıdan yaklaşmaktadır.
İlişkide Kendini Değersiz Hissetmek Geçmiş Deneyimlerle Bağlantılı Olabilir mi?
Geçmiş ilişkiler ve erken yaşam deneyimleri kişinin bugünkü ilişkilerinde neyi nasıl yorumladığını etkileyebilir.
Örneğin kişi geçmişte sık eleştirilmiş, ilişkilerinde terk edilmiş veya sevgiyi yalnızca belirli beklentileri karşıladığında gördüğünü hissetmiş olabilir.
Böyle deneyimler bugün ortaya çıkan bazı durumlara daha hassas yaklaşılmasına katkıda bulunabilir.
Ancak buradan:
“İlişkide değersiz hissediyorsanız nedeni mutlaka çocukluğunuzdur.”
sonucu çıkarılmamalıdır.
Rakip içeriklerde bu bağlantı zaman zaman doğrudan neden gibi sunuluyor. Oysa kişinin bugünkü ilişkisi, partnerinin davranışları, güncel stres faktörleri ve kendi özdeğerlendirme biçimi birlikte değerlendirilmelidir.
Geçmiş deneyimler bir açıklama çerçevesi sağlayabilir ancak kişinin bugünkü ilişkisini otomatik olarak belirleyen değişmez bir kader değildir.
Bağlanma Stili Değersizlik Hissini Açıklar mı?
Bağlanma kavramı romantik ilişkiler hakkında konuşulurken sık kullanılmaktadır.
Kişinin reddedilme hassasiyeti, yakınlık ihtiyacı veya ilişkide mesafe karşısında verdiği tepkiler bağlanma kuramı çerçevesinde değerlendirilebilir.
Ancak:
“Ben kaygılı bağlanıyorum.”
veya
“Partnerim kaçıngan, bu yüzden böyle.”
gibi internet üzerinden yapılan kesin sınıflandırmalar ilişki dinamiğini gereğinden fazla basitleştirebilir.
Benzer davranışların farklı kişilerde farklı nedenleri olabilir.
Bağlanma biçimleri ilişkiyi anlamada kullanılabilecek kavramlardan biridir; tek açıklama değildir.
Değersiz Hissetmem İlişkinin Sağlıksız Olduğu Anlamına mı Gelir?
Her zaman değil.
Bir ilişkide zaman zaman incinmek, anlaşılmadığını hissetmek veya partnerin davranışından dolayı kendisini önemsiz hissetmek mümkündür.
Tek bir olay ilişkinin tamamını tanımlamaz.
Ancak kişinin sürekli kendisini:
- küçük,
- yetersiz,
- görünmez,
- suçlu,
- korkmuş,
- değersiz
hissetmesi durumunda ilişkinin genel yapısına daha yakından bakılabilir.
Özellikle kişi kendi fikirlerini ifade etmekten çekiniyor, partnerinin tepkisinden korkuyor veya sınır koyduğu için cezalandırılacağını düşünüyorsa mesele yalnızca özsaygı üzerinden ele alınmamalıdır.
Değersiz Hissetmek ile Duygusal İstismar Aynı Şey midir?
Hayır.
İlişkide kendini değersiz hissetmek tek başına duygusal istismar yaşandığı anlamına gelmez.
Ancak bazı davranışlar güvenlik ve psikolojik şiddet açısından ayrıca değerlendirilmelidir.
Sürekli aşağılama, tehdit, korkutma, sosyal çevreden izolasyon, ekonomik kontrol, takip, baskı, cinsel zorlama veya kişinin kararları üzerinde yoğun kontrol yalnızca “iletişim problemi” olarak görülmemelidir.
Böyle durumlarda öncelik ilişkinin iletişimini düzeltmekten önce kişinin güvenliğini değerlendirmek olabilir.
Yakın ve ciddi bir güvenlik riski bulunuyorsa rutin psikoterapi görüşmesini beklemek yerine uygun acil yardım kaynaklarına başvurulmalıdır.
İlişkide Kendini Değersiz Hissettiğinde Ne Yapılabilir?
İlk adım duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine neyin ardından ortaya çıktığını fark etmek olabilir.
Şu sorular düşünülebilir:
Ne oldu?
Partnerin hangi somut davranışı beni etkiledi?
Ben bunu nasıl yorumladım?
“Beni sevmiyor”, “önemli değilim” veya “yeterli değilim” gibi bir sonuç çıkardım mı?
Ne hissettim?
Üzüntü, öfke, korku, yalnızlık veya hayal kırıklığı mı?
Neye ihtiyacım vardı?
Yakınlık, destek, dinlenmek, güvence, sınır veya kişisel alan mı?
Bunu açık biçimde ifade ettim mi?
Yoksa partnerimin kendiliğinden anlamasını mı bekledim?
Partner nasıl karşılık verdi?
Anlamaya çalıştı mı, görmezden mi geldi, küçümsedi mi?
Bu sorular her problemi çözmez ancak kişinin yaşadığı deneyimi daha somut hale getirebilir.
Duygu ile Gerçekliği Birbirinden Ayırmak
“Kendimi değersiz hissediyorum.”
ile
“Ben değersizim.”
aynı cümle değildir.
İlk ifade kişinin yaşadığı duyguyu anlatır.
İkinci ifade ise bu duygudan kişinin kendisi hakkında genel bir sonuca ulaşır.
Duygular gerçek deneyimlerdir ancak her zaman dış gerçekliğin eksiksiz kanıtı değildir.
Benzer şekilde kişinin kendisini değersiz hissetmesi partnerin hiçbir davranışının sorunlu olmadığı anlamına da gelmez.
Amaç:
“Bu duygu tamamen kafamda.”
veya
“Bu duygu varsa partnerim kesinlikle suçlu.”
gibi iki uç değerlendirmeden uzaklaşabilmektir.
İlişkide Kendi Hayatını Korumak
Yakın bir ilişki kişinin yaşamının önemli bir parçası olabilir ancak bütün kimliğinin yerine geçmek zorunda değildir.
Arkadaşlıklar, kişisel ilgi alanları, kariyer, aile ilişkileri, yalnız geçirilen zaman ve kişinin kendi hedefleri de yaşamın parçalarıdır.
İlişki kişinin bütün özdeğer kaynağı haline geldiğinde partnerin davranışları daha belirleyici olabilir.
Örneğin partnerin yoğun olduğu bir gün kişinin bütün gününü:
“Neden bana yeterince ilgi göstermiyor?”
düşüncesiyle geçirmesine neden olabilir.
Kişinin ilişki dışında da kendisi için anlam taşıyan alanlara sahip olması, ilişkiyi daha az önemsemek anlamına gelmez.
Daha çok kişinin kendi kimliğini yalnızca partner rolü üzerinden tanımlamamasına yardımcı olabilir.
İlişkide Kendini Değersiz Hissetmek Psikoterapide Nasıl Ele Alınabilir?
Psikoterapide ilişkide kendini değersiz hissetmek tek başına bir tanı olarak ele alınmaz.
Görüşmelerde kişinin kendi deneyiminin nasıl oluştuğu değerlendirilebilir.
Örneğin:
- Hangi durumlarda değersizlik hissi yoğunlaşıyor?
- Partnerin hangi davranışları özellikle etkiliyor?
- Kişi bu davranışları nasıl yorumluyor?
- İlişkide ihtiyaçlarını ifade edebiliyor mu?
- Sınır koymakta zorlanıyor mu?
- Partnerin onayına ne kadar ihtiyaç duyuyor?
- Geçmiş ilişkilerde benzer duygular yaşandı mı?
- Aynı duygu farklı partnerlerle de tekrar ediyor mu?
- İlişkinin gerçek etkileşim biçimi nasıl?
- Kişinin kendisine yönelik değerlendirmeleri nasıl?
gibi farklı alanlar üzerinde durulabilir.
Bireysel psikoterapide kişinin kendi duygu, düşünce ve ilişki örüntüleri üzerinde çalışılabilir.
Çift görüşmelerinde ise yalnızca bir kişinin değersizlik hissinden ziyade tarafların birbirini nasıl etkilediği, duygu ve ihtiyaçların nasıl ifade edildiği ve çiftin tekrar eden iletişim biçimleri değerlendirilebilir.
Aile ve çift görüşmelerinin kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi Kadıköy Aile ve Çift Terapisi sayfasında yer almaktadır.
Bireysel Terapi mi Çift Terapisi mi?
Bu sorunun herkes açısından geçerli tek bir yanıtı yoktur.
Kişi benzer değersizlik ve yetersizlik duygularını birçok ilişkisinde yaşıyor veya kendi özdeğerlendirmesi üzerinde çalışmak istiyorsa bireysel psikoterapi değerlendirilebilir.
Sorun özellikle çift arasındaki tekrar eden iletişim ve ilişki dinamiğinde yoğunlaşıyorsa çift terapisi düşünülebilir.
Bazı durumlarda her iki çalışma biçimi farklı zamanlarda gerekli olabilir.
Bununla birlikte tehdit, şiddet veya ciddi güvenlik riski bulunan ilişkilerde ortak çift görüşmesi her zaman uygun ilk seçenek olmayabilir. Öncelikle kişinin güvenliği değerlendirilmelidir.
Online Psikoterapide İlişki Sorunları Ele Alınabilir mi?
İlişkide değersizlik, onay ihtiyacı, sınır koymakta zorlanma ve tekrar eden ilişki örüntüleri uygun koşullarda online psikoterapi görüşmelerinde de ele alınabilir.
Bu seçenek İstanbul dışında yaşayan veya düzenli biçimde yüz yüze görüşmeye gelemeyen yetişkinler açısından değerlendirilebilir.
Online görüşmelerde de kişinin kendi ilişki deneyimi, düşünceleri, duyguları ve davranışları üzerinde çalışılabilir.
Çift olarak online görüşme yapılacaksa her iki kişinin rahat katılabileceği, mahremiyet sağlayan ve konuşmaların başkaları tarafından duyulmayacağı bir ortam bulunması önemlidir.
İstanbul Anadolu Yakası’ndaki yüz yüze görüşme konumu ve genel çalışma çerçevesi hakkında bilgi için Feneryolu Psikolog sayfası incelenebilir.
Değer Görmek ile Kendini Değerli Hissetmek Birbirinden Ayrı Değildir
İlişkide kendini değersiz hissetmek yalnızca kişinin “özgüven sorunu” olarak açıklanmamalı; aynı şekilde bütün sorumluluk otomatik olarak partnere de yüklenmemelidir.
Yakın ilişkiler kişinin kendisine bakışını etkileyebilir. Kişinin kendisine ilişkin değerlendirmeleri de ilişki içerisinde yaşanan olayları nasıl yorumladığını etkileyebilir.
Bu nedenle iki soru birlikte düşünülebilir:
“Ben kendi değerimi neye göre belirliyorum?”
ve
“Bu ilişkide bana gerçekten nasıl davranılıyor?”
Birincisi kişinin kendi iç dünyasına, ikincisi ise ilişkinin gerçek dinamiklerine bakar.
İlişki içerisinde kişinin ihtiyaçlarını ifade edebilmesi, sınırlarını koruyabilmesi, karşı tarafı duyabilmesi ve aynı zamanda kendisinin de duyulduğunu hissedebilmesi önemlidir.
Kendini değerli hissetmek, partnerin her isteği karşılaması veya hiç tartışma yaşanmaması anlamına gelmez.
Daha çok kişinin ilişki içerisinde kendi kimliğini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını tamamen kaybetmeden yakınlık kurabilmesiyle ilişkilidir.
İnternet üzerinde yer alan psikoloji içerikleri genel bilgilendirme amacı taşır; kişiye, partnerine veya ilişkiye yönelik psikolojik tanı ve değerlendirme yerine geçmez.