Bir şey anlatırken karşınızdaki kişinin söylediklerinizi duymasına rağmen sizi gerçekten anlamadığını mı hissediyorsunuz?
Kendinizi açıklamaya çalıştıkça konu daha mı karmaşık hale geliyor?
Bazen:
“Ne söylesem yanlış anlaşılıyor.”
“Kimse beni gerçekten anlamıyor.”
“Kendimi anlatmaktan yoruldum.”
“Hep kendimi açıklamak zorunda kalıyorum.”
“Beni dinliyor ama ne hissettiğimi anlamıyor.”
“Anlatmanın bir anlamı yok.”
gibi düşünceler ortaya çıkabilir.

Anlaşılmadığını hissetmek, yalnızca iletişim sırasında kullanılan kelimelerle ilgili değildir. Kişi konuşmuş, düşüncelerini anlatmış ve hatta karşısındaki tarafından dinlenmiş olabilir. Buna rağmen duygusunun, ihtiyacının veya anlatmak istediği asıl noktanın karşı tarafa ulaşmadığını hissedebilir.
Özellikle bu deneyim yakın ilişkilerde tekrarlandığında kişi kendisini kalabalık içerisinde bile yalnız hissedebilir.
Ancak önemli bir ayrım vardır:
Anlaşılmadığını hissetmek ile gerçekten hiç kimse tarafından anlaşılmamak aynı şey değildir.
Bazen karşı taraf gerçekten dinlemiyor olabilir. Bazen kişi kendisini ifade etmekte zorlanıyor olabilir. Bazen iki kişi aynı olaya tamamen farklı anlamlar yüklüyor olabilir. Bazen de kişi anlaşılmayı, karşı tarafın kendisiyle aynı fikirde olmasıyla eşleştiriyor olabilir.
Bu nedenle “Kimse beni anlamıyor.” düşüncesini değerlendirirken önce şu soruyu sormak yararlı olabilir:
“Benim için anlaşılmak tam olarak ne anlama geliyor?”
Anlaşılmadığını Hissetmek Ne Demektir?
Anlaşılmama hissi, kişinin düşüncelerinin, duygularının veya ihtiyaçlarının karşısındaki insan tarafından yeterince fark edilmediğini ya da doğru karşılık bulmadığını düşünmesi şeklinde yaşanabilir.
Örneğin kişi bir problem anlatır.
Karşısındaki hemen çözüm önermeye başlar.
Ancak kişinin ihtiyacı çözüm değildir.
Belki yalnızca:
“Bu senin için gerçekten zor olmuş.”
cümlesini duymak istemektedir.
Bu cümleyi duymadığında:
“Beni anlamıyor.”
diye düşünebilir.
Başka bir durumda kişi düşüncesini açıklar.
Karşı taraf farklı düşündüğünü söyler.
Bu kez:
“Beni anlamadı.”
sonucuna ulaşabilir.
Oysa karşı taraf ne söylediğinizi anlamış ancak sizinle aynı fikirde olmayabilir.
Dolayısıyla anlaşılmak, dinlenmek, kabul edilmek, onaylanmak ve aynı fikirde olmak birbirine yakın ancak farklı deneyimlerdir.
“Kimse Beni Anlamıyor” Hissi Neden Oluşur?
Bu hissin herkes için geçerli tek bir nedeni yoktur.
Bazı kişiler gerçekten kendilerini yeterince dinlemeyen ilişkilerin içerisinde olabilir.
Bazıları ne hissettiğini ifade etmekte zorlanabilir.
Bazıları ihtiyaçlarını söylemek yerine karşısındakinin kendiliğinden anlamasını bekleyebilir.
Bazı kişiler geçmişte defalarca küçümsendiği veya yanlış anlaşıldığı için bugün daha hassas olabilir.
Bazıları ise belirli birkaç ilişkide yaşadığı problemi:
“Kimse beni anlamıyor.”
şeklinde bütün ilişkilerine genelleyebilir.
Bu nedenle anlaşılmama hissinde şu alanlar ayrı ayrı değerlendirilebilir:
- Gerçekten dinleniyor muyum?
- Kendimi açık biçimde ifade ediyor muyum?
- Ne istediğimi ben biliyor muyum?
- Anlaşılmayı aynı fikirde olmakla mı karıştırıyorum?
- Karşımdakinden söylemediğim şeyleri anlamasını mı bekliyorum?
- Daha önce yaşadığım deneyimler bugünkü iletişimimi etkiliyor mu?
- Belirli bir kişiyle yaşadığım problemi herkese mi genelliyorum?
Bu soruların cevapları kişiden kişiye değişebilir.
Anlaşılmak ile Dinlenmek Aynı Şey midir?
Tam olarak değil.
Bir insan sizi dinleyebilir ancak yine de anlaşılmadığınızı hissedebilirsiniz.
Örneğin siz:
“Son zamanlarda işte çok yoruluyorum.”
dersiniz.
Karşı taraf:
“İşini değiştirsene.”
diyebilir.
Teknik olarak sizi duymuştur.
Hatta size yardım etmeye çalışıyor olabilir.
Ancak sizin o anda ihtiyacınız:
“Çok yorulmuş görünüyorsun.”
gibi duygunuzu fark eden bir karşılık olabilir.
Dolayısıyla bazen sorun kişinin söylediklerinin duyulmaması değil, anlatmak istediği duygusal anlamın karşılık bulmamasıdır.
Anlaşılmak ile Haklı Bulunmak Aynı Şey midir?
Hayır.
Bu ayrım özellikle tartışmalarda önemlidir.
Bir insan sizi anlayabilir ve yine de sizinle aynı fikirde olmayabilir.
Örneğin:
“Bu olayın seni neden kırdığını anlıyorum ama ben durumu farklı değerlendiriyorum.”
cümlesi mümkündür.
Burada kişi duygunuzu anlamış olabilir ancak olayla ilgili yorumunuza katılmıyordur.
Eğer anlaşılmak:
“Karşımdaki benim haklı olduğumu kabul etmeli.”
anlamına geliyorsa iletişim zorlaşabilir.
Çünkü anlaşılma ihtiyacı farkında olmadan onaylanma ihtiyacına dönüşebilir.
“Beni Anlıyorsan Benimle Aynı Fikirde Olmalısın” Düşüncesi
İlişkilerde sık görülen sorunlardan biri budur.
Kişi:
“Beni gerçekten anlasaydın böyle düşünmezdin.”
diyebilir.
Ancak iki insan birbirinin bakış açısını anlayıp farklı sonuçlara ulaşabilir.
Örneğin iki kişi aynı tartışmayı hatırlayabilir.
Biri:
“Sesini yükselttiğin için kendimi kötü hissettim.”
der.
Diğeri:
“Sana kızgındım ama seni küçümsemek istemedim.”
diyebilir.
Her iki deneyim de aynı anda var olabilir.
İletişimde amaç her zaman kimin deneyiminin “doğru” olduğunu belirlemek değildir.
Bazen önemli olan:
“Sen bunu böyle yaşadın, ben ise böyle yaşadım.”
diyebilmek olabilir.
Kendini Anlatamamak ve Anlaşılmamak Aynı Şey midir?
Hayır.
Bazen kişi:
“Kimse beni anlamıyor.”
derken aslında kendi duygusunu kelimelere dökmekte zorlanıyor olabilir.
Örneğin:
“Neyim olduğunu bilmiyorum.”
“İçimde bir şey var ama anlatamıyorum.”
“Ne hissettiğimi ben de bilmiyorum.”
gibi cümleler kullanılabilir.
Kişinin kendi deneyimini tanımlaması güç olduğunda karşısındaki insanın bunu doğru anlaması da zorlaşabilir.
Bu durumda problem:
“İnsanlar beni anlamıyor.”
olmaktan çok:
“Ne yaşadığımı ifade etmekte zorlanıyorum.”
olabilir.
Bu iki durum birbirinden ayrıldığında çözüm de daha somut hale gelir.
Duyguları İfade Etmekte Zorlanmak
Bazı insanlar olayları anlatmakta oldukça başarılıdır ancak duygularını anlatmakta zorlanabilir.
Örneğin:
“Toplantıda bunu söyledi.”
“Sonra ben çıktım.”
“Daha sonra mesaj attı.”
şeklinde olay bütün ayrıntılarıyla anlatılabilir.
Ancak:
“Bu yaşanan sende nasıl bir duygu oluşturdu?”
sorulduğunda cevap vermek güçleşebilir.
Kişi:
“Sinirlendim.”
diyebilir.
Ancak öfkenin altında:
kırgınlık,
utanç,
hayal kırıklığı,
değersizlik,
reddedilmişlik,
yalnızlık
gibi farklı duygular olabilir.
Duygu netleşmediğinde ihtiyaç da netleşmeyebilir.
Sonuçta karşı taraf ne yapılması gerektiğini anlamakta zorlanabilir.
Karşı Tarafın Kendiliğinden Anlamasını Beklemek
Yakın ilişkilerde bazen şu düşünce ortaya çıkabilir:
“Beni seviyorsa zaten anlaması gerekir.”
Örneğin kişi mutsuzdur.
Ancak bunu söylemez.
Partnerinin fark etmesini bekler.
Partner fark etmez.
Kişi:
“Beni hiç tanımıyor.”
diye düşünür.
Ancak karşı taraf aynı durumu:
“Bir sorun olsa bana söylerdi.”
şeklinde yorumlamış olabilir.
Burada iki tarafın da kötü niyetli olması gerekmez.
Problem, söylenmeyen bir ihtiyacın karşı taraf tarafından doğru tahmin edilmesinin beklenmesidir.
Yakınlık insanların birbirini daha iyi tanımasını sağlayabilir.
Ancak yakınlık zihin okumak anlamına gelmez.
“Söylemeden Anlamalıydı” Düşüncesi
Bu düşünce özellikle romantik ilişkilerde güçlü olabilir.
“Kırıldığımı anlamalıydı.”
“Bunu istemediğimi bilmeliydi.”
“Beni gerçekten tanısaydı neye ihtiyacım olduğunu bilirdi.”
Bu beklentiler bazen anlaşılabilir.
Uzun süredir birlikte olan kişiler birbirlerinin bazı ihtiyaçlarını tahmin edebilir.
Ancak hiçbir ilişki içerisinde karşı tarafın kişinin bütün duygularını ve ihtiyaçlarını her zaman doğru tahmin etmesi mümkün değildir.
Daha açık iletişim:
“Şu anda tavsiye istemiyorum, yalnızca beni dinlemeni istiyorum.”
veya:
“Böyle olduğunda kendimi geri planda kalmış hissediyorum.”
şeklinde kurulabilir.
Bu tür cümleler karşı tarafa daha fazla bilgi verir.
Sürekli Kendini Açıklamak Zorunda Kalmak
Bazı kişiler:
“Hayatım boyunca kendimi açıklamak zorundaymışım gibi hissediyorum.”
diyebilir.
Bir düşüncesini söyler.
Yanlış anlaşılır.
Tekrar açıklar.
Karşı taraf başka bir noktaya takılır.
Kişi yeniden açıklar.
Bir süre sonra iletişim yorucu hale gelir.
Kişi:
“Artık anlatmayacağım.”
noktasına gelebilir.
Burada iki farklı durum olabilir.
Birincisi, gerçekten kişinin sözlerini sürekli çarpıtan veya dikkate almayan bir ilişki içinde olmasıdır.
İkincisi ise kişinin her anlaşmazlıkta:
“Karşı taraf beni yüzde yüz anlamalı.”
şeklinde bir beklenti taşımasıdır.
Bu ayrım ilişki özelinde değerlendirilmelidir.
Anlaşılmadığını Hissetmek Neden Bu Kadar Yorucudur?
Çünkü insan yalnızca bilgi paylaşmak için konuşmaz.
Özellikle yakın ilişkilerde kişi:
“Benim iç dünyam senin için önemli.”
hissini de yaşamak ister.
Kişi tekrar tekrar anlatmasına rağmen duygusunun karşılık bulmadığını düşündüğünde yalnızlık hissedebilir.
Bu yalnızlık fiziksel olarak tek başına olmakla aynı değildir.
Kişinin çevresinde:
partneri,
ailesi,
arkadaşları,
iş arkadaşları
olabilir.
Buna rağmen:
“Beni gerçekten bilen kimse yok.”
diyebilir.
Bu deneyim duygusal yalnızlık olarak tarif edilebilecek bir hisse dönüşebilir.
Kalabalık İçinde Yalnız Hissetmek
Anlaşılmama hissinin dikkat çekici taraflarından biri kişinin sosyal olarak yalnız olmamasıdır.
Birçok arkadaşı olabilir.
Ailesiyle görüşebilir.
İlişkisi olabilir.
İş yerinde sürekli insanlarla konuşabilir.
Buna rağmen:
“Kimseyle gerçekten bağlantı kuramıyorum.”
diye hissedebilir.
Burada sosyal temas ile duygusal yakınlık birbirinden ayrılır.
Bir insanla sık görüşmek, o ilişkinin mutlaka derin veya kişinin kendisini anlaşılmış hissettiği bir ilişki olduğu anlamına gelmez.
Anlaşılmamak Kişiyi İçe Kapatabilir mi?
Evet, bazı kişilerde tekrar eden anlaşılmama deneyimleri paylaşma isteğini azaltabilir.
Kişi başlangıçta anlatır.
Anlaşılmadığını hisseder.
Tekrar anlatır.
Yine aynı deneyimi yaşar.
Bir süre sonra:
“Nasıl olsa anlamayacaklar.”
diye düşünmeye başlayabilir.
Sonra daha az paylaşır.
Çevresindeki insanlar:
“Sen hiçbir şey anlatmıyorsun.”
der.
Kişi ise:
“Anlatsam da anlamıyorsunuz.”
diye düşünür.
Böylece:
Anlaşılmama hissi → daha az paylaşma → insanların kişiyi daha az tanıması → daha fazla anlaşılmama hissi
şeklinde bir döngü oluşabilir.
“Artık Kimseye Bir Şey Anlatmak İstemiyorum”
Bu düşünce bazen kırgınlığın bir ifadesidir.
Kişi konuşmaktan gerçekten vazgeçmek istemeyebilir.
Daha çok:
“Anlattığımda karşılık bulmayacaksa neden tekrar uğraşayım?”
diye düşünüyor olabilir.
Kısa süreli geri çekilme kişinin kendisini toparlamasına yardımcı olabilir.
Ancak kişi uzun süre kimseyle duygularını paylaşmıyorsa yalnızlık hissi artabilir.
Bu nedenle önemli soru:
“Gerçekten kimseyle konuşmak istemiyor muyum, yoksa yeniden anlaşılmamaktan mı korkuyorum?”
olabilir.
Geçmişte Dinlenmemiş Olmak Bugünü Etkileyebilir mi?
Bazı kişiler çocukluk veya ergenlik dönemlerinde duygularının yeterince dikkate alınmadığını deneyimlemiş olabilir.
Örneğin:
“Abartıyorsun.”
“Bunda üzülecek ne var?”
“Boş ver.”
“Sen çok hassassın.”
“Bunun için ağlanır mı?”
gibi tepkilerle sık karşılaşılmış olabilir.
Bu deneyimler ilerleyen yıllarda kişinin duygularını paylaşma biçimini etkileyebilir.
Kişi:
“Nasıl olsa ciddiye alınmayacağım.”
diye düşündüğü için henüz karşı taraf bir şey yapmadan kendisini geri çekebilir.
Ancak bugün yaşanan her anlaşılmama hissini otomatik olarak çocukluğa bağlamak doğru değildir.
Mevcut ilişkinin iletişim biçimi, kişinin ihtiyaçları ve güncel yaşam koşulları da önemlidir.
Yanlış Anlaşılma Korkusu
Bazı kişiler konuşmadan önce cümlelerini defalarca düşünür.
“Bunu söylersem yanlış anlar mı?”
“Acaba kaba mı görünürüm?”
“Beni bencil sanır mı?”
“Bunu söylemek doğru mu?”
Bu kadar yoğun kontrol sonucunda kişi asıl söylemek istediği şeyi dolaylı biçimde anlatabilir.
Karşı taraf da mesajı anlamayabilir.
Sonra kişi:
“Yine anlaşılmadım.”
diye düşünebilir.
Bazen anlaşılmama korkusu, kişinin daha anlaşılır iletişim kurmasını zorlaştırabilir.
Herkesi Memnun Etmeye Çalışmak ve Anlaşılmama Hissi
Kişi çatışmadan kaçınmak için gerçek düşüncelerini sürekli filtreliyorsa insanlar onun ne istediğini anlamakta zorlanabilir.
Örneğin aslında istemediği halde:
“Bana fark etmez.”
diyebilir.
Sonra diğer kişi karar verir.
Kişi kırılır.
İçinden:
“Benim ne istediğimi hiç düşünmüyor.”
der.
Ancak kendi isteğini açıkça söylememiş olabilir.
Bu durum özellikle sınır koymakta zorlanan kişilerde görülebilir.
İhtiyaçlarınızı ifade ederken geri çekildiğinizi düşünüyorsanız Hayır Diyememek Neden Olur? başlıklı içerik de ilgili olabilir.
Sürekli Yanlış Anlaşıldığını Düşünmek
Zaman zaman yanlış anlaşılmak olağandır.
İletişim kusursuz bir bilgi aktarımı değildir.
Ancak kişi neredeyse her ilişkide:
“Kimse beni doğru anlamıyor.”
diyorsa daha geniş bir örüntüye bakmak gerekebilir.
Örneğin:
Kendimi nasıl ifade ediyorum?
Ne istediğimi doğrudan söylüyor muyum?
Karşımdaki farklı düşündüğünde bunu anlaşılmamak olarak mı yorumluyorum?
İnsanların tepkilerinde özellikle olumsuz olanlara mı dikkat ediyorum?
Anlaşılmadığımı düşündüğümde konuşmaya devam ediyor muyum, yoksa hemen kapanıyor muyum?
Bu sorular kişinin bütün sorumluluğun kendisinde olduğu anlamına gelmez.
Ama tekrar eden ilişki örüntüsünü anlamak için kendi iletişim biçimini de değerlendirmek önemlidir.
Ailemin Beni Anlamadığını Hissediyorum
Anlaşılmama hissi aile ilişkilerinde özellikle yoğun yaşanabilir.
Çünkü aile üyeleri birbirlerini uzun yıllardır tanıdıkları için:
“Beni en iyi onların anlaması gerekir.”
beklentisi daha güçlü olabilir.
Ancak aile üyeleri aynı olaylara farklı kuşaklardan, farklı değerlerden ve farklı yaşam deneyimlerinden bakabilir.
Örneğin kişi kariyer değişikliği yapmak ister.
Ailesi:
“Risk alma.”
der.
Kişi:
“Beni hiç anlamıyorlar.”
diye düşünebilir.
Aile ise:
“Onu korumaya çalışıyoruz.”
diye düşünüyor olabilir.
Burada anlaşılmama hissi gerçektir.
Ancak iki tarafın niyeti ve olayın anlamı birbirinden farklı olabilir.
Annem veya Babam Beni Anlamıyor
Ebeveynlerle yaşanan anlaşılmama hissinde özellikle iki beklenti çarpışabilir.
Kişi:
“Beni olduğum gibi görmelerini istiyorum.”
derken ebeveyn:
“Onun için en doğru olanı biliyorum.”
diye düşünebilir.
İyi niyet iletişim problemlerini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Ebeveyn iyi niyetle tavsiye verirken yetişkin çocuk bunu:
“Bana güvenmiyor.”
şeklinde yaşayabilir.
Bu nedenle konuşmada davranışın kendisi kadar kişinin ona yüklediği anlamın ifade edilmesi önemlidir.
Eşim Beni Anlamıyor
Romantik ilişkilerde anlaşılmama hissi oldukça yorucu olabilir.
Kişi:
“Defalarca söylüyorum ama hâlâ anlamıyor.”
diyebilir.
Partner ise:
“Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.”
diye düşünüyor olabilir.
Örneğin taraflardan biri tartışma sırasında yakınlık isterken diğeri sakinleşmek için yalnız kalmak isteyebilir.
İlk kişi:
“Beni bırakıp gidiyor.”
diye düşünür.
Diğeri:
“Tartışma büyümesin diye uzaklaşıyorum.”
der.
Aynı davranış iki kişi için tamamen farklı anlamlar taşıyabilir.
Bu tür tekrar eden ilişki döngülerini İlişkide Hep Aynı Sorunları Yaşıyorum başlıklı içerikte daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz.
Sevgilim Beni Anlamıyor
Romantik ilişkide kişinin beklentilerinden biri partnerinin kendisini duygusal olarak tanımasıdır.
Ancak:
“Beni anlamıyor.”
cümlesinin altında farklı ihtiyaçlar bulunabilir.
“Beni dinlemiyor.”
“Duygularımı küçümsüyor.”
“Her şeyi çözmeye çalışıyor.”
“Benimle aynı fikirde değil.”
“İhtiyaçlarımı önemsemiyor.”
“Ne demek istediğimi sürekli yanlış yorumluyor.”
Bunların her biri farklı bir iletişim problemidir.
Dolayısıyla yalnızca:
“Beni anlamıyorsun.”
demek yerine tam olarak neyin eksik olduğunu söylemek daha açıklayıcı olabilir.
İlişkide Sürekli Kendini Açıklamak
İlişkide her tartışmanın sonunda kişi:
“Ben aslında onu demek istemedim.”
“Beni yanlış anladın.”
“Ne demek istediğimi yine anlatamadım.”
diyorsa iletişim döngüsüne bakılabilir.
Sorun bazen kullanılan kelimeler değildir.
Tartışma sırasında iki taraf da karşısındakini anlamaktan çok kendi pozisyonunu savunmaya başlayabilir.
Biri konuşurken diğeri cevap hazırlıyorsa gerçek dinleme azalır.
Sonuçta iki taraf da aynı cümleyi söyleyebilir:
“Sen beni hiç anlamıyorsun.”
Tartışmalarda Neden Kimse Anlaşıldığını Hissetmez?
Çatışma yoğunlaştığında insanlar karşı tarafın söylediklerini tehdit veya eleştiri olarak yorumlamaya daha yatkın hale gelebilir.
Örneğin:
“Son zamanlarda birlikte çok az vakit geçiriyoruz.”
cümlesi:
“Sen kötü bir partnersin.”
şeklinde duyulabilir.
Karşı taraf savunmaya geçer:
“Ben zaten bütün gün çalışıyorum.”
İlk kişi:
“Yine beni anlamadın.”
der.
Diğeri:
“Sen de beni anlamıyorsun.”
diye cevap verir.
Aslında başlangıçta ifade edilmek istenen şey:
“Seninle daha fazla yakınlık yaşamak istiyorum.”
olabilir.
Ancak konuşma birkaç dakika içerisinde kimin daha fazla fedakârlık yaptığı tartışmasına dönüşmüştür.
İlişkilerde çatışmanın tekrar eden hale gelmesiyle ilgili İlişkide Sürekli Tartışmak başlıklı içerik de okunabilir.
Çözüm İstemiyorum, Sadece Dinlenmek İstiyorum
Bu ihtiyaç oldukça önemlidir.
Bazı insanlar bir problem duyduğunda otomatik olarak çözüm üretmeye başlar.
“Bunu yap.”
“Oradan ayrıl.”
“Onu boş ver.”
“Takma kafana.”
Karşıdaki kişi yardımcı olmaya çalışıyor olabilir.
Ancak anlatan kişi:
“Benden kurtulmaya çalışıyor.”
veya:
“Ne hissettiğimi anlamıyor.”
diye düşünebilir.
Bu durumda doğrudan:
“Şu anda çözüm aramıyorum. Biraz anlatmaya ve dinlenmeye ihtiyacım var.”
demek iletişimi kolaylaştırabilir.
“Takma Kafana” Neden Anlaşılmama Hissi Yaratabilir?
Bir kişi zorlandığı bir deneyimi anlattığında:
“Boş ver.”
“Takma.”
“Büyütüyorsun.”
“Bundan daha kötü şeyler var.”
gibi cevaplar duyabilir.
Bu cümleleri söyleyen kişi rahatlatmak istiyor olabilir.
Ancak karşı tarafta:
“Duygum gereksiz.”
“Abartıyorum.”
“Beni ciddiye almıyor.”
hissi oluşabilir.
Bir duyguyu anlamak o duygunun arkasındaki bütün düşünceleri kabul etmek anlamına gelmez.
Örneğin:
“Bunun seni çok kaygılandırdığını görebiliyorum.”
demek ile:
“Evet, kesin korktuğun şey olacak.”
demek aynı değildir.
Duygusal Olarak Görülmemek Ne Demektir?
Bazı kişiler anlaşılmama hissini:
“Kimse beni görmüyor.”
şeklinde anlatır.
Buradaki “görülmek” fiziksel olarak fark edilmek değildir.
Daha çok kişinin:
duygularının,
çabasının,
ihtiyaçlarının,
sınırlarının,
zorlandığı alanların
karşı taraf tarafından dikkate alındığını hissetmesidir.
Örneğin kişi bütün gün ailesiyle ilgilenir.
Kimse:
“Sen nasılsın?”
diye sormaz.
Bir süre sonra yalnızca yorgun değil, görünmez de hissedebilir.
Anlaşılmama Hissi Değersizlik Hissini Artırabilir mi?
Bazı kişilerde evet.
Özellikle kişi tekrar tekrar:
“Benim söylediklerim önemsenmiyor.”
deneyimi yaşıyorsa bunu zaman içerisinde:
“Demek ki ben önemli değilim.”
şeklinde yorumlayabilir.
Ancak:
“Karşımdaki beni anlamadı.”
ile:
“Ben değersizim.”
aynı sonuç değildir.
Bir insanın sizi anlayamaması sizin değerinizi belirlemez.
Bu iki deneyim birbirine karışıyorsa Kendini Değersiz Hissetmek Neden Olur? başlıklı içerik de ilgili olabilir.
Anlaşılmama Hissi Öfkeye Dönüşebilir mi?
Evet.
Kişi başlangıçta kırgın olabilir.
Ancak kendisini defalarca ifade ettiği halde anlaşılmadığını düşünürse öfke ortaya çıkabilir.
“Kaç kere söylemem gerekiyor?”
“Sen beni hiç dinlemiyorsun.”
“Ne söylesem boş.”
gibi cümleler kullanılabilir.
Bu noktada öfkenin altında:
kırgınlık,
yalnızlık,
önemsenmeme,
hayal kırıklığı
bulunabilir.
Yalnızca öfkeye odaklanıldığında alttaki ihtiyaç görünmez kalabilir.
Sessiz Kalmak Karşı Tarafın Bizi Anlamasını Sağlar mı?
Her zaman değil.
Bazen kişi:
“Konuşmayacağım, bakalım anlayacak mı?”
diye düşünebilir.
Bu aslında anlaşılma ihtiyacının dolaylı biçimde test edilmesidir.
Partner:
“Bir şey mi oldu?”
diye sorarsa kişi:
“Yok.”
der.
Ancak içinden:
“Gerçekten beni tanısaydı ne olduğunu anlardı.”
diye düşünebilir.
Bu tür testler kişinin istediği güvenceyi sağlamayabilir.
Çünkü karşı taraf neyin test edildiğini bilmiyordur.
Daha doğrudan ifade:
“Şu anda kırgınım ve biraz konuşmaya ihtiyacım var.”
şeklinde olabilir.
Çok Fazla Açıklamak da İletişimi Zorlaştırabilir mi?
Bazen evet.
Kişi yanlış anlaşılmaktan o kadar korkabilir ki aynı noktayı birçok farklı cümleyle açıklamaya çalışabilir.
Konuşma uzadıkça asıl mesaj görünmez hale gelebilir.
Örneğin uzun bir açıklamanın özünde yalnızca:
“Bu olay olduğunda dışlanmış hissettim.”
cümlesi olabilir.
Bu nedenle önemli konuşmalarda:
Ne oldu?
Ben ne hissettim?
Benim için neden önemliydi?
Şimdi neye ihtiyacım var?
soruları mesajı sadeleştirebilir.
Kendinizi Daha Anlaşılır Nasıl İfade Edebilirsiniz?
Amaç kusursuz iletişim kurmak değildir.
İletişimde yanlış anlaşılmalar her zaman olabilir.
Ancak bazı yöntemler mesajın daha açık iletilmesine yardımcı olabilir.
Genellemeler Yerine Somut Olayı Anlatın
“Sen beni hiçbir zaman anlamıyorsun.”
yerine:
“Dün bunu anlattığımda konu hemen değişince dinlenmediğimi hissettim.”
demek daha somuttur.
“Hiçbir zaman” ve “her zaman” gibi genellemeler karşı tarafın savunmaya geçmesine neden olabilir.
Duygunuzu İsimlendirin
“Çok kötü hissettim.”
yerine mümkünse duyguyu daha netleştirin.
“Kırıldım.”
“Yalnız hissettim.”
“Utandım.”
“Kaygılandım.”
“Hayal kırıklığı yaşadım.”
Duygu ne kadar netse karşı tarafın anlaması da o kadar kolaylaşabilir.
İhtiyacınızı Söyleyin
Karşı tarafın ne yapmasını beklediğinizi açıklayın.
“Biraz beni dinlemeni istiyorum.”
“Şu anda tavsiye istemiyorum.”
“Bu konuda fikrini merak ediyorum.”
“Yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
“Birlikte çözüm düşünelim.”
Bu ifadeler karşı tarafın görevinin ne olduğunu tahmin etme yükünü azaltır.
Karşı Tarafın Ne Anladığını Sorun
Önemli konuşmalarda:
“Benim söylediklerimden ne anladın?”
sorusu işe yarayabilir.
Bazen kişinin aktardığını düşündüğü mesaj ile karşı tarafın aldığı mesaj oldukça farklı olabilir.
Amaç karşı tarafı sınamak değildir.
İletişimdeki farkı görünür hale getirmektir.
Anlaşılmak İçin Her Şeyi Anlatmak Gerekir mi?
Hayır.
Kişinin mahremiyet hakkı vardır.
Bir ilişkide anlaşılmış hissetmek için bütün geçmişini, bütün düşüncelerini ve bütün duygularını paylaşmak zorunda değildir.
Ayrıca kişinin anlatmaya hazır olmadığı bir konuda zorlanması da gerekmez.
Anlaşılma ihtiyacı ile kişisel sınırlar birlikte var olabilir.
Herkesin Beni Anlaması Gerekir mi?
Hayır.
Bu beklenti gerçekçi olmayabilir.
Farklı insanlar:
farklı değerlere,
yaşam deneyimlerine,
duygusal kapasitelere,
iletişim biçimlerine
sahiptir.
Bazı kişiler sizi belirli konularda çok iyi anlayabilir.
Başka konularda anlamakta zorlanabilir.
Bazı ilişkiler yüzeysel kalabilir.
Bazıları daha derin olabilir.
Psikolojik olarak daha gerçekçi hedef:
“Herkes beni anlamalı.”
değil,
“Benim için önemli ilişkilerde kendimi ifade edebileceğim ve karşılıklı anlamaya alan açabileceğim bir iletişim kurabilmek.”
olabilir.
Kendimi Anlatıyorum Ama Yine de Anlaşılmıyorum
Bazen problem iletişim tekniği değildir.
Kişi açık, sakin ve doğrudan konuşuyor olabilir.
Buna rağmen karşı taraf:
duyguları sürekli küçümsüyor,
söylenenleri çarpıtıyor,
konuyu sürekli kendisine getiriyor,
kişinin deneyimini reddediyor
olabilir.
Bu durumda:
“Daha doğru cümleyi bulursam beni anlayacak.”
düşüncesi kişiyi sürekli yeni açıklamalar yapmaya itebilir.
Ancak iletişim iki kişilik bir süreçtir.
Bir insan ne kadar iyi anlatırsa anlatsın, karşı taraf dinlemeye veya anlamaya açık değilse bütün sorumluluğu anlatana yüklemek doğru değildir.
Beni Anlamayan İnsanlara Kendimi Sürekli Açıklamalı mıyım?
Her zaman değil.
Bir insanla birkaç kez konuşmuş, düşüncenizi açık şekilde ifade etmiş ve sürekli aynı biçimde küçümsenmiş hissediyorsanız sınır koymak değerlendirilebilir.
Örneğin:
“Bu konuda aynı fikirde olmayabiliriz ancak duygumun küçümsenmesini istemiyorum.”
denebilir.
Amaç tartışmayı mutlaka kazanmak değildir.
Kişinin kendi iletişim sınırını belirlemesidir.
Gerçekten Dinleyen Bir İnsan Nasıl Davranır?
Tek bir doğru dinleme biçimi yoktur.
Ancak kişinin anlaşılmış hissetmesini kolaylaştırabilecek bazı davranışlar vardır.
Örneğin karşı taraf:
sözünüzü sürekli kesmez,
ne demek istediğinizi anlamaya çalışır,
hemen yargılamaz,
duygunuzu küçümsemez,
gerektiğinde soru sorar,
kendi yorumunu gerçekmiş gibi dayatmaz.
Bu, karşı tarafın her söylediğinize katılacağı anlamına gelmez.
İyi dinleme:
“Aynı fikirdeyim.”
demek zorunda değildir.
Bazen:
“Ben farklı düşünüyorum ama bunun seni neden etkilediğini anlıyorum.”
cümlesi oldukça güçlü bir karşılıktır.
“Kimse Beni Anlamıyor” Düşüncesindeki “Kimse” Gerçekten Kim?
Bu soruyu özellikle incelemek yararlı olabilir.
Kişi:
“Kimse beni anlamıyor.”
dediğinde gerçekten hayatındaki bütün insanları mı kastediyor?
Yoksa:
partnerini,
annesini,
babasını,
birkaç arkadaşını
mı düşünüyor?
Zihin bazen belirli ilişkilerde yaşanan deneyimi bütün insanlara genelleyebilir.
Daha somut cümle:
“Şu anda özellikle partnerim tarafından anlaşılmadığımı hissediyorum.”
olabilir.
Bu cümle:
“Dünyada beni anlayabilecek hiç kimse yok.”
düşüncesine göre üzerinde çalışılması daha mümkün bir durumu tanımlar.
“Beni Kimse Anlayamaz” Düşüncesi
Anlaşılmama hissi uzun sürdüğünde düşünce:
“Kimse beni anlamıyor.”
noktasından:
“Kimse beni anlayamaz.”
noktasına ilerleyebilir.
Bu önemli bir değişimdir.
İlk cümle mevcut deneyimi anlatır.
İkinci cümle gelecekle ilgili kesin bir tahmindir.
Kişi bu düşünceye güçlü biçimde inandığında yeni ilişkilerde kendisini daha az açabilir.
Daha az açıldıkça insanların onu tanıma fırsatı azalır.
Sonra:
“Gördün mü, yine beni anlamadılar.”
düşüncesi güçlenebilir.
Önce Kendimizi Anlamak Gerekir mi?
Kısmen.
Bu ifade bazen fazla basitleştirilir:
“Önce kendini anlarsan herkes seni anlar.”
Bu doğru değildir.
Kişi kendisini çok iyi tanısa bile başkaları tarafından anlaşılmayabilir.
Ancak kişinin:
ne hissettiğini,
neye ihtiyaç duyduğunu,
hangi davranıştan etkilendiğini
fark etmesi kendisini ifade etmesini kolaylaştırabilir.
Örneğin:
“Bana değer vermiyorsun.”
yerine:
“Dün önemli bir şey anlatırken telefona bakmaya devam ettiğinde önemsenmediğimi hissettim.”
cümlesi çok daha somuttur.
Anlaşılmadığını Hissetmek Bir Hastalık mıdır?
Hayır.
Anlaşılmadığını hissetmek tek başına psikolojik bir hastalık veya psikiyatrik tanı değildir.
İnsan ilişkilerinde zaman zaman anlaşılmadığımızı hissetmek olağandır.
Ancak bu duygu:
hemen her ilişkide tekrar ediyorsa,
kişinin insanlardan uzaklaşmasına neden oluyorsa,
yoğun yalnızlık yaratıyorsa,
değersizlik düşünceleriyle birleşiyorsa,
ilişkilerde sürekli çatışmaya yol açıyorsa
daha geniş bir psikolojik ve ilişkisel örüntü içerisinde değerlendirilebilir.
Anlaşılmama Hissi Depresyon Belirtisi midir?
Tek başına değildir.
Bazı depresif dönemlerde kişi:
“Kimse beni anlamıyor.”
“Kimseye yük olmak istemiyorum.”
“Konuşmanın anlamı yok.”
gibi düşünceler yaşayabilir.
Ancak yalnızca anlaşılmama hissinin bulunması depresyon tanısı anlamına gelmez.
Depresyon değerlendirmesinde duygudurum, ilgi ve keyif kaybı, enerji, uyku, iştah, dikkat, günlük işlevler ve diğer belirtiler daha kapsamlı biçimde değerlendirilir.
Anlaşılmadığını Hissetmek Nasıl Geçer?
Bu sorunun tek bir çözümü yoktur.
Amaç herkesin sizi eksiksiz biçimde anlamasını sağlamak değildir.
Daha gerçekçi hedef hangi ilişkide neyin eksik olduğunu belirlemek ve kendi iletişim alanınızı güçlendirmek olabilir.
“Beni Anlamıyor” Cümlesini Somutlaştırın
Kendinize:
“Tam olarak neyi anlamıyor?”
diye sorun.
Duygumu mu?
Niyetimi mi?
İhtiyacımı mı?
Düşüncemi mi?
Sınırımı mı?
Yaşadığım olayın benim için önemini mi?
Problem somutlaştıkça iletişim de daha açık hale gelebilir.
Dinlenmek mi Çözüm mü İstediğinizi Belirleyin
Bir konuşmadan önce kendinize:
“Ben şu anda ne istiyorum?”
diye sorabilirsiniz.
Sadece anlatmak mı?
Tavsiye almak mı?
Birlikte çözüm üretmek mi?
Destek görmek mi?
Bir sınır koymak mı?
Bu ayrımı bilmek karşı tarafa neye ihtiyacınız olduğunu söylemenizi kolaylaştırabilir.
Genellemeleri Azaltın
“Kimse beni anlamıyor.”
yerine:
“Bu konuşmada anlaşılmadığımı hissettim.”
diyebilirsiniz.
“Sen beni hiç dinlemiyorsun.”
yerine:
“Konuşurken sözüm kesildiğinde dinlenmediğimi hissediyorum.”
gibi daha somut bir ifade kullanılabilir.
Zihin Okuma Beklentisini Fark Edin
Kendinize:
“Karşımdakinden söylemediğim bir şeyi anlamasını mı bekliyorum?”
diye sorabilirsiniz.
Cevap evetse ihtiyacı daha doğrudan ifade etmek denenebilir.
Farklı Düşünülmesine Alan Açın
Karşı tarafın farklı düşünmesi her zaman anlaşılmadığınız anlamına gelmez.
Bazen:
“Beni anladı ama aynı fikirde değil.”
sonucunu kabul etmek iletişimde önemli bir fark yaratabilir.
Karşılıklı Anlamaya Odaklanın
Sadece:
“Beni anlamıyor.”
sorusunda kalmak yerine:
“Ben onu ne kadar anlıyorum?”
sorusu da değerlendirilebilir.
Bu, kişinin yaşadığı anlaşılmama hissini geçersiz kılmaz.
Ancak iletişimi tek taraflı olmaktan çıkarır.
Anlaşılmadığınızı Hissettiğinizde Sorabileceğiniz Sorular
- Tam olarak hangi konuda anlaşılmadığımı hissediyorum?
- Karşı taraf beni dinlemedi mi, yoksa benimle aynı fikirde mi değil?
- Ne hissettiğimi açık biçimde söyledim mi?
- Ne istediğimi karşı tarafa ifade ettim mi?
- Söylemeden anlamasını beklediğim bir şey var mı?
- Bu kişi beni gerçekten sürekli mi anlamıyor, yoksa belirli bir konuda mı zorlanıyoruz?
- Karşı tarafın ne anladığını sordum mu?
- Farklı düşünmesini anlaşılmamak olarak mı yorumluyorum?
- Kendimi ifade ederken çok fazla açıklama içerisinde asıl mesajı kaybediyor muyum?
- Bu ilişkide kendimi anlatmak güvenli geliyor mu?
Bu soruların amacı:
“Problem sende.”
sonucuna ulaşmak değildir.
Amaç anlaşılmama hissini daha somut hale getirmektir.
Anlaşılmama Hissi Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirilebilir?
Zaman zaman yanlış anlaşılmak veya yeterince dinlenmediğimizi hissetmek insan ilişkilerinin doğal bir parçasıdır.
Ancak kişi:
- hemen her ilişkisinde anlaşılmadığını hissediyorsa,
- kendisini sürekli açıklamak zorunda kaldığını düşünüyorsa,
- yanlış anlaşılma korkusuyla konuşmaktan kaçınıyorsa,
- insanlarla duygusal yakınlık kurmakta zorlanıyorsa,
- “kimse beni anlayamaz” düşüncesi giderek güçleniyorsa,
- anlaşılmama hissi yoğun yalnızlık yaratıyorsa,
- ilişkilerde sürekli aynı tartışmalar yaşanıyorsa,
- duygu ve ihtiyaçlarını ifade etmekte belirgin güçlük yaşıyorsa,
- bu durum iş, aile veya romantik ilişkilerini belirgin biçimde etkiliyorsa
bu örüntünün daha yakından değerlendirilmesi anlamlı olabilir.
Bu durumların varlığı tek başına belirli bir psikolojik tanı anlamına gelmez.
Psikoterapide Anlaşılmadığını Hissetmek Nasıl Ele Alınabilir?
Psikoterapide:
“Kimse beni anlamıyor.”
cümlesine doğrudan:
“Aslında insanlar seni anlıyor.”
veya:
“Kendini daha iyi anlatmalısın.”
şeklinde cevap verilmesi gerekmez.
Bunun yerine bu deneyimin kişiye özgü anlamı incelenebilir.
Örneğin:
“Hangi ilişkilerde daha çok anlaşılmadığınızı hissediyorsunuz?”
“Anlaşılmadığınızı nasıl fark ediyorsunuz?”
“Karşı taraf ne yaptığında bu duygu ortaya çıkıyor?”
“Anlaşılmak sizin için ne anlama geliyor?”
“Birisi sizi gerçekten anladığında ne farklı oluyor?”
“Kendinizi ifade ederken neleri söylemekte zorlanıyorsunuz?”
“Karşı taraf farklı düşündüğünde ne hissediyorsunuz?”
“Anlaşılmadığınızı hissettiğinizde geri mi çekiliyorsunuz, yoksa daha fazla mı açıklıyorsunuz?”
“Bu örüntü başka ilişkilerinizde de tekrar ediyor mu?”
gibi sorular değerlendirilebilir.
Bir kişi açısından kendini ifade etmekte zorlanmak ön planda olabilir.
Başka biri gerçekten duygusal açıdan karşılık vermeyen ilişkilerin içerisinde olabilir.
Bir başkası için ise yanlış anlaşılma korkusu, reddedilme hassasiyeti veya dış onaya duyulan ihtiyaç daha merkezi olabilir.
Dolayısıyla psikoterapide amaç herkese uygulanabilecek tek bir iletişim formülü vermek değildir.
Kişinin kendi ilişki ve iletişim örüntüsünü anlamasına alan açmaktır.
Online Psikoterapide Anlaşılmama Hissi Ele Alınabilir mi?
Uygun koşullarda online psikoterapide de anlaşılmama hissi ve buna eşlik eden ilişki örüntüleri değerlendirilebilir.
Online görüşmelerde:
kendini ifade etme güçlüğü,
duygusal yalnızlık,
sürekli yanlış anlaşılma hissi,
ilişkilerde tekrar eden çatışmalar,
ihtiyaçları ifade etmekte zorlanma,
sınır koyma,
geri çekilme,
onaylanma ihtiyacı
gibi alanlar üzerinde çalışılabilir.
Online veya yüz yüze psikoterapinin uygunluğu kişinin ihtiyaçlarına ve mevcut koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Anlaşılmak Her Zaman Aynı Düşünmek Değildir
Birinin sizi anlaması:
her konuda sizinle aynı fikirde olması,
her davranışınızı haklı bulması,
ne istediğinizi söylemeden bilmesi,
bütün duygularınızı eksiksiz biçimde çözmesi
anlamına gelmez.
Bazen anlaşılmak yalnızca:
“Senin bunu neden böyle yaşadığını görebiliyorum.”
cümlesidir.
İki insan farklı düşünmeye devam edebilir.
Ancak yine de birbirlerinin deneyimine yer açabilir.
Aynı şekilde bazı ilişkilerde kişi kendisini ne kadar açık anlatırsa anlatsın karşı tarafın bunu duymaya hazır olmaması mümkündür.
Bu nedenle anlaşılmadığını hissetmek yalnızca kişinin iletişim becerisinin problemi olarak değerlendirilmemelidir.
İletişim karşılıklıdır.
Kişi kendisini ifade eder.
Karşı taraf dinler ve yorumlar.
Ardından kişi aldığı karşılığın kendisini ne kadar anladığını değerlendirir.
Bu süreçte hem anlatanın hem dinleyenin katkısı vardır.
Dolayısıyla belki de en işlevsel soru:
“Neden kimse beni anlamıyor?”
sorusundan önce:
“Bu ilişkide anlaşılmamı zorlaştıran şey tam olarak ne?”
olabilir.
Çünkü bazen daha açık konuşmak gerekir.
Bazen karşı tarafı daha iyi dinlemek.
Bazen bir beklentiyi yeniden değerlendirmek.
Bazen ise defalarca ifade edildiği halde küçümsenen bir ihtiyaç için sınır koymak gerekir.
Anlaşılmak yalnızca doğru kelimeleri bulmak değildir.
Bir ilişkide kişinin iç dünyasının merak edilmeye, dinlenmeye ve ciddiye alınmaya değer olduğunu hissedebilmesidir.
İnternet üzerinde yer alan psikoloji içerikleri genel bilgilendirme amacı taşır; kişiye özel psikolojik değerlendirme veya tanı yerine geçmez.