Bazen gözlerinizin dolması için büyük bir olay yaşamanız gerekmez. Gün içerisinde söylenen sıradan bir cümle, dinlediğiniz bir şarkı, küçük bir aksilik veya yalnız kaldığınız kısa bir an bile ağlama isteğini ortaya çıkarabilir. Bazı dönemlerde ise ortada belirgin bir neden olmadığı halde kişi kendisini gün boyunca ağlamak üzereymiş gibi hissedebilir.
“Son zamanlarda sürekli ağlayacak gibi oluyorum”, “Durup dururken gözlerim doluyor” veya “Neden sürekli ağlamak istiyorum?” gibi düşünceler bu deneyime eşlik edebilir.
Sürekli ağlama hissi ile sürekli ağlama isteği birbirine çok yakın deneyimlerdir. Ağlama hissi daha çok kişinin gün içerisinde kendisini ağlamaklı, duygusal olarak dolmuş veya gözleri dolacakmış gibi hissetmesini anlatabilir. Ağlama isteğinde ise kişi gerçekten ağlama ihtiyacının tekrar tekrar ortaya çıktığını fark edebilir.
Her iki durum da tek başına belirli bir psikolojik rahatsızlığın göstergesi değildir. Yoğun stres, yorgunluk, yaşamda meydana gelen değişiklikler, ilişkisel zorlanmalar, kayıp deneyimleri, uyku düzenindeki değişiklikler veya fiziksel sağlıkla ilişkili çeşitli durumlar kişinin duygusal hassasiyetini etkileyebilir.
Bu nedenle önemli olan yalnızca “Neden ağlıyorum?” sorusu değil; bu değişimin ne zaman başladığı, hangi durumlarda ortaya çıktığı ve son dönemde kişinin yaşamında nelerin değiştiğidir.
Sürekli Ağlama Hissi Ne Anlama Gelebilir?
Ağlamak insanın doğal duygusal tepkilerinden biridir.

Yalnızca üzüntü sırasında ağlamayız. Yoğun sevinç, öfke, hayal kırıklığı, özlem, rahatlama veya kendimizi uzun süredir baskı altında hissettiğimiz dönemlerde de ağlayabiliriz.
Dolayısıyla sık ağlamak veya zaman zaman kendisini ağlamaklı hissetmek otomatik olarak bir psikolojik problem anlamına gelmez.
Burada daha çok kişinin kendi normalindeki değişime bakılabilir.
Örneğin daha önce kolay kolay ağlamayan biri son birkaç haftadır çok küçük olaylarda gözlerinin dolduğunu fark edebilir. Başka biri zaten duygularını ağlayarak ifade eden biri olabilir ancak son zamanlarda ağlama sıklığının belirgin biçimde arttığını düşünebilir.
Değerlendirmede herkes için geçerli bir “normal ağlama sayısı” belirlemek yerine kişinin kendi önceki deneyimiyle karşılaştırmak daha anlamlıdır.
Sürekli Ağlama İsteği Neden Olur?
Sürekli ağlama isteğinin herkes için geçerli tek bir nedeni yoktur.
Bazen tek bir olay kişinin duygusal olarak zorlanmasına neden olabilir. Bazen ise görünürde belirgin bir olay yoktur; ancak küçük stres kaynakları uzun süre boyunca birikmiş olabilir.
Yoğun iş temposu, ilişkisel problemler, ekonomik belirsizlikler, aile sorumlulukları, yalnızlık, önemli yaşam kararları veya uzun zamandır ertelenen kişisel ihtiyaçlar kişinin duygusal yükünü artırabilir.
Kişi günlük hayatını sürdürdüğü için başlangıçta ne kadar yorulduğunu fark etmeyebilir.
İşe gitmeye devam eder.
Sorumluluklarını yerine getirir.
Başkalarıyla konuşur.
Günlük işlerini yapar.
Ancak daha sakin bir anda veya küçük bir olay karşısında beklediğinden daha yoğun bir duygusal tepki verebilir.
Böyle bir durumda ağlama isteğinin yalnızca o son olayla değil, daha uzun süredir devam eden yaşam yükleriyle bağlantılı olması mümkündür.
“Durduk Yere Ağlama İsteği” Gerçekten Sebepsiz midir?
İlk sayfa sorgularında en belirgin aramalardan biri “durduk yere ağlama isteği” ve “sebepsiz ağlamak” şeklinde karşımıza çıkıyor.
Kişi gerçekten neden ağladığını o anda bilmiyor olabilir.
Ancak bir duygunun nedeninin hemen fark edilmemesi, mutlaka hiçbir nedeni olmadığı anlamına gelmez.
Örneğin bir kişi küçük bir eleştirinin ardından beklenmedik biçimde ağlayabilir. Görünürde ağlamaya neden olan şey yalnızca birkaç kelimedir. Fakat kişi son haftalarda kendisini zaten yetersiz, yorgun veya baskı altında hissediyorsa bu söz daha geniş bir duygusal deneyime temas etmiş olabilir.
Bazen de ağlamanın altında tek bir büyük neden bulunmaz.
Uyku eksikliği, yoğun çalışma, ilişkilerde yaşanan küçük kırgınlıklar ve gelecek hakkında belirsizlik gibi birçok faktör aynı dönemde bulunabilir.
Bu nedenle “Durduk yere neden ağlıyorum?” sorusuna yalnızca son birkaç dakikaya bakarak cevap vermek yerine son haftaları veya ayları düşünmek daha açıklayıcı olabilir.
Aniden Ağlama İsteği Neden Gelebilir?
Bazı kişiler ağlama isteğinin yavaş yavaş değil, oldukça ani biçimde ortaya çıktığını tarif eder.
Kişi birkaç dakika önce günlük işlerine devam ederken bir anda boğazında düğümlenme, gözlerinde dolma veya yoğun bir duygusal dalgalanma hissedebilir.
Bu durum bazen kişiyi şaşırtabilir:
“Bir dakika önce iyiydim, şimdi neden böyle oldum?”
Duygular her zaman doğrusal ilerlemez.
Kişi gün içerisinde dikkatini işlerine verdiğinde bazı duyguları geri planda tutabilir. Daha sakin bir ana geçildiğinde, bir anıyla karşılaşıldığında veya zorlayıcı bir düşünce tetiklendiğinde duygusal yoğunluk daha görünür hale gelebilir.
Ancak sık tekrarlayan ve kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkileyen ani ağlama dönemlerinde yalnızca psikolojik açıklamalarla yetinilmemelidir. Fiziksel sağlık, kullanılan ilaçlar ve başka etkenlerin gerekli olduğunda hekim tarafından değerlendirilmesi önemlidir.
Sürekli Ağlama İsteği ve İç Sıkıntısı Birlikte Görülebilir mi?
SERP’te güçlü biçimde ortaya çıkan ikinci sorgu kümesi “sürekli ağlama isteği ve iç sıkıntısı” etrafında oluşuyor.
Bazı kişiler ağlama isteğine eşlik eden belirgin bir huzursuzluk tarif edebilir.
Kişi kendisini:
içi sıkılmış,
gergin,
duygusal olarak dolmuş,
yerinde durmakta zorlanan,
boğazında düğüm varmış gibi,
göğsünde bir ağırlık hissediyormuş gibi
deneyimleyebilir.
Bu belirtilerin hepsinin psikolojik olduğu varsayılmamalıdır. Özellikle yeni başlayan veya belirgin fiziksel yakınmaların gerekli tıbbi değerlendirmeden geçirilmesi önemlidir.
Bununla birlikte uzun süren stres ve kaygılı düşünceler kişinin hem zihinsel hem de bedensel olarak daha hassas hissetmesine katkıda bulunabilir.
Kişi bir süredir sürekli tetikte olduğunu, çok fazla düşündüğünü veya küçük olaylara normalden daha yoğun tepki verdiğini fark edebilir.
Ağlama İsteği Kaygı ile İlişkili Olabilir mi?
Kaygı yalnızca korku veya panik şeklinde yaşanmaz.
Bazı kişilerde kaygı daha çok:
sürekli düşünme,
belirsiz bir huzursuzluk,
gelecekle ilgili kötü senaryolar,
gevşeyememe,
uyku sorunları,
duygusal hassasiyet
şeklinde deneyimlenebilir.
Bu durumda kişi gün boyunca zihinsel açıdan yüksek bir yük taşıyor olabilir.
Uzun süre devam eden bu yük, kişinin daha küçük olaylar karşısında bile duygusal olarak yoğun tepki vermesine katkıda bulunabilir.
Ancak sürekli ağlama isteği tek başına kaygı bozukluğu anlamına gelmez.
Bir psikolojik değerlendirmede ağlamanın yanı sıra kişinin düşünceleri, bedensel belirtileri, kaçınma davranışları, günlük işlevleri ve bu değişikliklerin ne kadar süredir devam ettiği birlikte ele alınır.
Zihinsel ve Duygusal Yorgunluk Ağlamayı Artırabilir mi?
Fiziksel yorgunluğun fark edilmesi genellikle daha kolaydır.
Duygusal veya zihinsel yorgunluk ise bazen çok daha geç fark edilir.
Kişi bütün gün masa başında çalışmış olabilir ancak sürekli problem çözmek, karar vermek, sorumlulukları takip etmek veya başkalarının ihtiyaçlarıyla ilgilenmek de önemli ölçüde zihinsel kaynak kullanır.
Bir noktadan sonra küçük bir sorun bile olduğundan daha ağır gelebilir.
Normalde çok üzerinde durulmayacak bir eleştiri incitici olabilir.
Basit bir aksilik gözlerin dolmasına neden olabilir.
Kişi kendisine:
“Ben neden bu kadar hassas oldum?”
diye sorabilir.
Burada “hassaslaşmak” kişinin zayıfladığı anlamına gelmez. Bazen gün içerisinde kullanılabilecek duygusal kaynakların büyük bölümü zaten başka alanlarda tüketilmiş olabilir.
Sürekli Güçlü Durmaya Çalışmak Ağlama İsteğini Etkileyebilir mi?
Bazı kişiler zor dönemlerde kendilerine duygularını yaşamaları için çok az alan bırakır.
“Şimdi üzülmenin zamanı değil.”
“Bunu düşünürsem dağılırım.”
“Ben güçlü olmak zorundayım.”
“Başkalarının bana ihtiyacı var.”
gibi düşüncelerle kişi yaşadığı duyguları bir süre geri planda tutabilir.
Bu yaklaşım kısa süreli olarak kişinin sorumluluklarını yerine getirmesine yardımcı olabilir.
Ancak duyguların sürekli ertelenmesi, onların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Kişi daha sonra daha güvenli veya sakin bir ortamda, görünürde küçük bir tetikleyiciyle yoğun bir ağlama isteği yaşayabilir.
Bu nedenle bazı dönemlerde “Neden şimdi ağlıyorum?” sorusundan çok “Son zamanlarda kendime ne hissettiğimi fark etmek için ne kadar alan bıraktım?” sorusu daha açıklayıcı olabilir.
En Ufak Şeyde Ağlamak Neden Olabilir?
Bazı kişiler özellikle “en ufak şeyde ağlamak” şeklinde bir değişiklik fark eder.
Burada “küçük olay” tanımı kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
Normalde sorun oluşturmayacak bir iş değişikliği, eleştiri, geciken mesaj veya günlük planın bozulması yoğun bir tepki oluşturabilir.
Bu durumda yalnızca tetikleyici olaya bakmak yanıltıcı olabilir.
Bir bardak düşünün.
Bardağın büyük bölümü zaten doluysa son birkaç damla taşmaya neden olur.
Aynı şekilde bir kişinin yaşamında uzun süredir devam eden çok sayıda küçük yük bulunuyorsa yeni bir olay toplam duygusal yoğunluğu görünür hale getirebilir.
Bu benzetme her ağlama durumunu açıklamaz. Ancak kişinin neden görünürde küçük bir olay karşısında beklediğinden daha yoğun tepki verdiğini anlamasına yardımcı olabilir.
Sürekli Ağlama Hissi ile Mutsuzluk Aynı Şey midir?
Her zaman değil.
Bir kişi mutsuz olduğunu açık biçimde hissedebilir ve daha sık ağlayabilir.
Başka biri genel olarak mutsuz olduğunu düşünmediği halde belirli zamanlarda ağlama isteği yaşayabilir.
Ağlamak yalnızca üzüntünün ifadesi değildir. Öfke, özlem, çaresizlik, yoğun stres, hayal kırıklığı ve hatta rahatlama da gözyaşıyla ifade edilebilir.
Bu nedenle:
“Çok ağlıyorum, demek ki çok mutsuzum.”
şeklinde doğrudan bir sonuç çıkarmak doğru olmayabilir.
Ancak uzun süredir devam eden ağlama isteğine sürekli düşük duygudurum, keyif kaybı, isteksizlik veya günlük yaşamda belirgin değişiklikler eşlik ediyorsa bunları birlikte değerlendirmek önemlidir.
Mutsuzluğun uzun süre devam etmesiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi için Sürekli Mutsuz Hissetmek Neden Olur? başlıklı yazı incelenebilir.
Sürekli Ağlama İsteği Depresyon Belirtisi midir?
Bu sorgu ilk sayfa sonuçlarında oldukça güçlü şekilde yer alıyor.
Sürekli ağlama isteği tek başına depresyon tanısı anlamına gelmez.
Ağlamaklı hissetme veya sık ağlama, depresif dönemlerde görülebilen deneyimlerden biri olabilir. Ancak depresyon değerlendirmesinde yalnızca kişinin ağlayıp ağlamadığına bakılmaz.
Duygudurumun ne kadar süredir değiştiği, daha önce keyif veren aktivitelere ilginin durumu, enerji, uyku, iştah, dikkat, motivasyon, kişinin kendisine ve geleceğe yönelik düşünceleri ve günlük yaşamını sürdürme biçimi gibi farklı alanlar birlikte değerlendirilir.
Üstelik depresif bir süreç yaşayan herkes çok ağlamayabilir.
Bazı kişiler kendilerini daha çok boşlukta, duygusal olarak donuk veya hiçbir şey hissedemiyormuş gibi tarif edebilir.
Dolayısıyla:
Çok ağlamak = depresyon
veya
Ağlamamak = depresyon yok
şeklinde bir denklem kurulamaz.
Depresif yaşantılarla ilgili genel bilgi ve psikoterapi sürecinin kapsamı için Kadıköy Depresyon Tedavisi sayfası incelenebilir.
Sürekli Ağlama İsteği Fiziksel Etkenlerle İlişkili Olabilir mi?
Evet. Duygudurum ve duygusal hassasiyet yalnızca psikolojik faktörlerden etkilenmez.
Uyku düzenindeki belirgin değişiklikler, uzun süren fiziksel yorgunluk, hormonal değişimler, bazı sağlık sorunları veya kullanılan bazı ilaçlar kişinin genel duygusal deneyimini etkileyebilir.
Özellikle ağlama isteği kişinin önceki haline göre belirgin biçimde değişmişse ve buna başka fiziksel değişiklikler de eşlik ediyorsa gerekli tıbbi değerlendirme göz ardı edilmemelidir.
Psikologlar tıbbi tanı koymaz, fiziksel muayene yapmaz veya ilaç düzenlemez.
Bu nedenle psikolojik ve fiziksel etkenlerin birbirinden tamamen bağımsız olduğu varsayılmamalıdır.
Adet Dönemi veya Hormonal Değişimler Ağlama İsteğini Etkileyebilir mi?
Bazı kişiler adet döngüsünün belirli dönemlerinde duygusal hassasiyetlerinde değişiklik fark edebilir.
Benzer şekilde gebelik, doğum sonrası dönem veya menopoz gibi önemli hormonal değişimlerin yaşandığı dönemlerde de duygudurumda farklılıklar görülebilir.
Ancak kişinin sık ağlamasını doğrudan “hormonlardan” diyerek açıklamak doğru değildir.
Özellikle değişiklik belirgin, uzun süreli veya kişinin günlük yaşamını etkileyen bir düzeydeyse hem fiziksel hem psikolojik etkenlerin uygun sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.
Ağlamak Rahatlatır mı?
Bazı insanlar ağladıktan sonra kendilerini daha rahat hisseder.
Bazıları ise ağlama sonrasında daha yorgun, boşlukta veya üzgün hissedebilir.
Bu nedenle ağlamanın herkeste aynı sonucu oluşturduğunu söylemek doğru değildir.
Ağlamayı:
“İçimdeki her şeyi temizliyor.”
veya
“Ağlamamak sağlıksızdır.”
gibi kesin ifadelerle değerlendirmek de gereksiz bir genelleme olur.
Daha önemli olan ağlamanın kişinin yaşamındaki işlevidir.
Kişi ağladığında duygusunu fark edebiliyor ve sonrasında günlük yaşamına devam edebiliyor mu?
Yoksa ağlama isteği giderek daha sık hale geliyor, günlük işleri aksatıyor ve kişi kendisini kontrolünü kaybetmiş gibi mi hissediyor?
Bu ayrım daha anlamlı olabilir.
Ağlamak İstemek Ama Ağlayamamak
İlginç biçimde bazı kişiler aynı dönem içerisinde hem sürekli ağlayacakmış gibi hissedebilir hem de gerçekten ağlayamaz.
Boğazda düğümlenme veya gözlerin dolması olur ancak gözyaşı gelmeyebilir.
Bu durum da tek başına belirli bir psikolojik problem anlamına gelmez.
İnsanların duygularını ifade etme biçimleri birbirinden farklıdır.
Bazı kişiler ağlayarak rahatlar, bazıları konuşmayı tercih eder, bazıları yalnız kalmak veya düşüncelerini yazmak ister.
Burada kişiye:
“Ağlaman gerekiyor.”
veya
“Kendini tutmalısın.”
şeklinde bir kural koymak yerine yaşadığı duyguyu fark etmesine alan açmak daha anlamlıdır.
Ağlama İsteğini Bastırmak Doğru mu?
Her ağlama isteğinde mutlaka ağlamak gerektiği gibi, her durumda gözyaşlarını tutmak gerektiğine ilişkin de genel bir kural yoktur.
Kişi iş toplantısında veya toplu taşımada ağlama isteğinin geldiğini hissedebilir ve o an duygusunu daha sonra ele almak üzere düzenlemeyi tercih edebilir.
Bu, otomatik olarak sağlıksız bir bastırma anlamına gelmez.
Ancak kişi hayatının büyük bölümünde:
“Ağlarsam güçsüz görünürüm.”
“Üzüntümü kimse görmemeli.”
“Bu duyguları hissetmeye hakkım yok.”
şeklinde bir tutumla hareket ediyorsa duygularla kurduğu ilişkiyi değerlendirmek anlamlı olabilir.
Duyguları düzenlemek ile bütün duyguları sürekli yok saymaya çalışmak aynı şey değildir.
Sürekli Ağlama Hissi Nasıl Ele Alınabilir?
Bu sorguda SERP’in önemli bölümü “nasıl geçer?” yanıtı arıyor. Ancak herkes için kullanılabilecek tek bir yöntem bulunmaz; çünkü ağlama isteğinin ortaya çıkma bağlamı farklı olabilir.
İlk adım, ağlamayı mümkün olduğunca hızlı biçimde durdurmaya çalışmak yerine son dönemde neler yaşandığını anlamaya çalışmak olabilir.
Kişi kendisine şu soruları sorabilir:
Ne zamandır daha sık ağlama ihtiyacı hissediyorum?
Belirli kişiler veya olaylar sonrasında mı artıyor?
Son dönemde yaşamımda önemli bir değişiklik oldu mu?
Yeterince dinlenebiliyor muyum?
Sürekli ertelediğim bir üzüntü, kırgınlık veya kayıp var mı?
Ağlama isteğine iç sıkıntısı, yoğun kaygı veya keyifsizlik eşlik ediyor mu?
Günlük sorumluluklarımı sürdürmemi etkiliyor mu?
Bu soruların amacı kişinin kendi kendisine psikolojik tanı koyması değildir. Yaşanan değişikliği daha sistematik biçimde fark etmektir.
Duyguları Yazmak Ağlama İsteğini Anlamaya Yardımcı Olabilir mi?
Bazı kişiler duygularını konuşarak daha kolay fark ederken bazı kişiler için yazmak daha kullanışlı olabilir.
Özellikle ağlama isteği “sebepsiz” gibi görünüyorsa birkaç hafta boyunca kısa kayıtlar tutmak belirli örüntülerin fark edilmesine yardımcı olabilir.
Örneğin kişi ağlama hissinin en çok yoğun iş günlerinin ardından, belirli biriyle görüştükten sonra veya yalnız kaldığı akşam saatlerinde arttığını fark edebilir.
Burada uzun sayfalar yazmak gerekmez.
“Olay neydi?”, “Ne hissettim?”, “O anda aklımdan ne geçti?” ve “Neye ihtiyacım vardı?” gibi kısa notlar yeterli olabilir.
Duyguları ve günlük yaşam içerisindeki değişimleri yazılı olarak takip etme konusunda daha kapsamlı bilgi Günlük Tutmanın Ruh Sağlığına Katkıları Nelerdir? başlıklı yazıda yer almaktadır.
Kendine “Çok Hassasım” Etiketi Koymak
Sık ağlama yaşayan kişiler kendilerini zaman zaman:
“Ben çok hassasım.”
“Her şeyi kafama takıyorum.”
“Güçlü biri değilim.”
gibi ifadelerle tanımlayabilir.
Ancak ağlama sıklığını kişiliğin tamamına yönelik bir yargıya dönüştürmek açıklayıcı olmayabilir.
Kişinin son zamanlarda ne yaşadığı, ne kadar dinlenebildiği, ilişkilerinde nasıl hissettiği ve üzerindeki sorumlulukların yoğunluğu değerlendirilmeden yalnızca “hassaslık” üzerinden yorum yapmak eksik kalabilir.
Aynı kişi yaşamının farklı dönemlerinde duygularını oldukça farklı yoğunluklarda yaşayabilir.
Dolayısıyla ağlamak bir karakter kusuru değildir.
Ağlamanın Ardından Kendini Suçlu Hissetmek
Bazı kişiler ağladıktan sonra duygularının kendisinden çok ağlamış olmasından rahatsız olabilir.
“Bunu büyüttüm.”
“Böyle tepki vermemeliydim.”
“Karşımdaki insan şimdi benim hakkımda ne düşünür?”
gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
Bu durumda ilk duygunun üzerine ikinci bir duygusal yük eklenebilir.
Örneğin kişi önce kırılmıştır.
Ağlamıştır.
Sonra ağladığı için utanmıştır.
Ardından kendisine kızmıştır.
Böylece başlangıçtaki olay giderek daha geniş bir öz-eleştiri döngüsüne dönüşebilir.
Duygusal bir tepkinin ortaya çıkmış olması kişinin bütün davranışlarının otomatik olarak doğru olduğu anlamına gelmez. Ancak duygunun kendisini suçlamak yerine ne anlatıyor olabileceğine bakmak daha işlevsel olabilir.
Sürekli Ağlama İsteği Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirilmeli?
Ağlama sıklığı için herkes açısından geçerli kesin bir eşik yoktur.
Daha önemli olan süresi, yoğunluğu ve kişinin günlük yaşamı üzerindeki etkisidir.
Ağlama hissi haftalar boyunca belirgin biçimde devam ediyor, iş veya eğitim yaşamını sürdürmeyi güçleştiriyor, kişinin sosyal ilişkilerden uzaklaşmasına neden oluyor veya daha önce keyif aldığı alanlara ilgisinin azalması gibi başka değişikliklerle birlikte görülüyorsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.
Uyku, iştah, enerji, dikkat veya günlük bakım gibi alanlarda belirgin değişiklikler bulunuyorsa bunların da değerlendirmeye dahil edilmesi önemlidir.
Kişinin kendisine zarar verme veya yaşamını sonlandırmaya ilişkin düşünceleri bulunuyorsa rutin bir psikoterapi randevusunu beklemek yerine acil yardım alınmalıdır. Türkiye’de 112 Acil Çağrı Merkezi aranabilir veya en yakın acil sağlık kuruluşuna başvurulabilir.
Psikoterapide Sürekli Ağlama İsteği Nasıl Ele Alınabilir?
Psikoterapide sürekli ağlama isteği veya sürekli ağlama hissi tek başına bir psikolojik tanı olarak ele alınmaz.
Görüşmelerde kişinin bu değişimi hangi yaşam bağlamında yaşadığı değerlendirilebilir.
Ağlama ne zaman başladı?
Hangi durumlarda yoğunlaşıyor?
Ağlamadan hemen önce hangi düşünceler ortaya çıkıyor?
Son dönemde hangi yaşam olayları yaşandı?
İlişkilerde kırgınlık veya anlaşılmama hissi var mı?
Kişi uzun süredir kendisini güçlü olmak zorunda hissediyor mu?
Kaygı, mutsuzluk veya isteksizlik gibi başka değişiklikler bulunuyor mu?
Duygularını başkalarıyla paylaşabiliyor mu?
Bu soruların yanıtları kişiye göre farklılaşabilir.
Bir kişi için uzun süre devam eden stres ön plandayken başka biri için kayıp, ilişki sorunları, yalnızlık veya kendisine yönelik yoğun beklentiler daha merkezi olabilir.
Psikoterapinin amacı kişinin bir daha hiç ağlamamasını sağlamak değildir. Ağlamanın ortaya çıktığı duygu ve yaşam deneyimlerini daha kapsamlı biçimde değerlendirebilmek, kişinin kendi duygularını anlamlandırmasına alan açmak ve gerektiğinde farklı baş etme yolları üzerinde çalışmaktır.
İstanbul Anadolu Yakası’ndaki yüz yüze görüşme konumu ve psikoterapi çalışma çerçevesi hakkında bilgi için Bağdat Caddesi Psikolog sayfası incelenebilir.
Sürekli Ağlama Hissi İçin Online Psikoterapi Görüşmesi Yapılabilir mi?
İstanbul dışında yaşayan veya düzenli olarak kliniğe gelmesi mümkün olmayan yetişkinler için uygun koşullarda online psikoterapi görüşmesi değerlendirilebilir.
Online görüşmede de kişinin ağlama isteğinin hangi durumlarda ortaya çıktığı, yaşamındaki stres kaynakları, ilişkileri, düşünceleri ve duyguları üzerinde çalışılabilir.
Kişinin online görüşme sırasında duygulanması veya ağlaması görüşmenin yanlış ilerlediği anlamına gelmez.
Psikoterapi kişinin duygularını kontrol altında tutma performansının değerlendirildiği bir ortam değildir.
Online görüşmenin yapılacağı ortamın mahrem olması, başka kişilerin konuşmaları duymaması ve mümkün olduğunca kesintisiz olması önemlidir.
Online veya yüz yüze görüşmenin uygunluğu kişinin ihtiyaçlarına ve mevcut koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Sürekli Ağlama İsteğini Tek Bir Nedene Bağlamamak
Sürekli ağlama hissi ve sürekli ağlama isteği kişinin duygusal dünyasında bir değişiklik olduğunu fark etmesine neden olabilir. Ancak bu değişikliğin tek bir açıklaması bulunmaz.
Bazen yoğun bir yaşam döneminin ardından ortaya çıkabilir.
Bazen uzun süredir ifade edilmeyen duygularla birlikte görülebilir.
Bazen kayıp, ilişki problemleri veya belirsizliklerle bağlantılı olabilir.
Bazen fiziksel sağlık ve yaşam düzeni de değerlendirilmelidir.
Bu nedenle “Neden sürekli ağlamak istiyorum?” sorusunun yanıtını tek bir belirti veya internet üzerindeki bir liste üzerinden aramak yerine kişinin yaşamının bütününe bakmak daha anlamlıdır.
Ağlama kendi başına bir zayıflık, başarısızlık veya psikolojik tanı değildir.
Ancak kişinin kendi olağan halinden belirgin biçimde farklılaşan, uzun süren ve günlük yaşamını etkileyen duygusal değişiklikler profesyonel değerlendirmeye konu olabilir.
İnternet üzerinde yer alan psikoloji içerikleri genel bilgilendirme amacı taşır; kişiye özel psikolojik veya tıbbi değerlendirme ve tanı yerine geçmez.