Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemek Neden Olur?

Bir karar vermeden önce “İnsanlar ne der?”, yeni bir ortama girmeden önce “Beni nasıl bulurlar?”, bir şey söyledikten sonra “Acaba yanlış mı anlaşıldım?” diye düşünmek birçok kişinin zaman zaman yaşayabileceği bir deneyimdir. Başka insanların düşüncelerini dikkate almak sosyal yaşamın doğal bir parçasıdır. Yakın olduğumuz kişilerin görüşleri, aldığımız geri bildirimler ve çevremizdeki insanların tepkileri kararlarımızı etkileyebilir.

Ancak başkalarının ne düşündüğünü önemsemek, kişinin kendi ihtiyaçlarını, değerlerini ve tercihlerini sürekli ikinci plana atmasına neden olmaya başladığında yorucu hale gelebilir.

Kişi ne giyeceğini, ne söyleyeceğini, hangi işi seçeceğini, bir ilişkide nasıl davranacağını veya sosyal medyada ne paylaşacağını düşünürken kendi isteğinden önce diğer insanların değerlendirmesine odaklanabilir.

“Ben bunu istiyor muyum?” sorusundan önce:

“Bunu yaparsam benim hakkımda ne düşünürler?”

sorusu gelebilir.

Bu durum tek başına psikolojik bir hastalık veya tanı anlamına gelmez. Önemli olan başkalarının düşüncelerine verilen önemin kişinin günlük yaşamını, kararlarını, ilişkilerini ve kendisini değerlendirme biçimini ne ölçüde etkilediğidir.

Başkalarının Ne Düşündüğünü Neden Bu Kadar Önemsiyoruz?

İnsan sosyal ilişkiler içerisinde yaşayan bir varlıktır. Kabul görmek, bir gruba ait hissetmek, önemsenmek ve kurulan ilişkileri sürdürebilmek birçok kişi için değerlidir.

Bu nedenle başka insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerinin hiçbir zaman önemli olmamasını beklemek gerçekçi değildir.

Örneğin iş yerindeki yöneticinizin performansınız hakkındaki görüşü, yakın bir arkadaşınızın davranışınızla ilgili geri bildirimi veya partnerinizin ilişkide nasıl hissettiği sizin için anlam taşıyabilir.

Sorun, başkalarının düşüncelerinin dikkate alınması değildir.

Daha çok herkesin düşüncesinin kişinin kendi düşüncesinden daha önemli hale gelmesi zorlayıcı olabilir.

Kişi zaman içerisinde kendi kararlarının doğruluğunu çevrenin onayına göre değerlendirmeye başlayabilir.

“Bunu beğenirlerse doğru bir şey yapmışımdır.”

“Eleştirirlerse yanlış yapmışımdır.”

“Beni kabul ederlerse yeterliyim.”

“Beni sevmezlerse bende bir problem vardır.”

gibi bağlantılar kurulabilir.

Bu noktada dışarıdan gelen değerlendirmeler yalnızca fikir olmaktan çıkıp kişinin kendi değerini ölçmek için kullandığı bir araca dönüşebilir.

Başkalarının Düşüncelerini Önemseme Hastalığı Diye Bir Hastalık Var mı?

Google’da bu konu hakkında yapılan aramalardan biri “başkalarının düşüncelerini önemseme hastalığı” şeklindedir.

Ancak bu ifade psikoloji veya psikiyatride kullanılan resmi bir hastalık ya da tanı adı değildir.

İnsanların başkalarının düşüncelerini fazla önemsemesi farklı psikolojik süreçlerle ilişkili olabilir.

Örneğin kişi sosyal ortamlarda değerlendirilmekten yoğun biçimde çekinebilir, reddedilmekten korkabilir, başkalarının onayına yüksek ihtiyaç duyabilir veya kendi davranışlarını sürekli diğer insanların gözünden değerlendirmeye çalışabilir.

Ancak bunlardan herhangi birini yalnızca “İnsanların ne düşündüğünü çok önemsiyorum.” cümlesinden hareketle tanımlamak mümkün değildir.

Bu nedenle başkalarının düşüncelerini önemseme hastalığı ifadesini bir internet arama terimi olarak değerlendirmek daha doğru olur.

Kişinin yaşadığı durum psikolojik açıdan ele alınacaksa hangi ortamlarda zorlandığı, ne kadar süredir böyle hissettiği, hangi düşüncelerin tekrar ettiği ve davranışlarının bundan nasıl etkilendiği birlikte değerlendirilmelidir.

İnsanların Ne Düşündüğünü Çok Önemsemek Nasıl Görünebilir?

Başkalarının görüşlerine fazla odaklanmak her zaman açık biçimde fark edilmeyebilir.

Kişi dışarıdan oldukça sosyal, uyumlu veya başarılı görünebilir. Buna rağmen zihninde gün boyunca başka insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü değerlendirebilir.

Bir toplantıda söylediklerini daha sonra tekrar tekrar düşünebilir.

Yeni aldığı bir kıyafeti çevresindeki insanlar beğenmediği için kullanmaktan vazgeçebilir.

Bir arkadaş grubunda aslında katılmadığı bir düşünceye itiraz etmekten çekinebilir.

Bir ilişkide kendi ihtiyacını söylemek yerine karşı tarafın hoşuna gidecek biçimde davranabilir.

Yeni bir işe başvurmak isterken “Ya başarısız olduğumu düşünürlerse?” diye geri çekilebilir.

Bu örneklerin herhangi biri tek başına problem anlamına gelmez.

Daha çok bu davranışların kişinin yaşamında tekrar eden bir örüntü haline gelip gelmediğine bakılabilir.

“Elalem Ne Der?” Düşüncesi

Türkiye’de başkalarının değerlendirmelerini önemsemeyi anlatan en bilinen ifadelerden biri “Elalem ne der?” cümlesidir.

Bu düşünce yalnızca bireysel psikolojiyle ilgili değildir. İçinde yaşanılan aile, sosyal çevre ve kültürel değerler de insanların kararlarını etkileyebilir.

Eğitim, meslek, ilişki, evlilik, boşanma, giyim, yaşam tarzı veya kişinin kendisini ifade etme biçimi hakkında çevrenin beklentileri bulunabilir.

Kişi bazen kendi isteği ile çevresinden beklenen davranış arasında kalabilir.

Örneğin:

“Bu işi bırakmak istiyorum ama ailem ne düşünür?”

“Bu ilişkiyi istemiyorum ama çevreme nasıl açıklayacağım?”

“Bunu giymek istiyorum ama insanlar ne der?”

“Fikrimi söylersem beni ayıplarlar mı?”

gibi düşünceler ortaya çıkabilir.

Burada çevrenin görüşünü dikkate almak otomatik olarak yanlış değildir. Bazı kararların başka insanları da etkileyen sonuçları olabilir.

Ancak kişinin hemen her kararında kendi değer ve ihtiyaçlarından önce sosyal onayı düşünmesi, zaman içerisinde kendi tercihlerini anlamasını zorlaştırabilir.

Sosyal Onay İhtiyacı Nedir?

İnsanların bizi sevmesini, beğenmesini veya takdir etmesini istemek olağandır.

Sosyal onay birçok kişi için olumlu bir deneyimdir.

Bir arkadaşımızın bizi takdir etmesi hoşumuza gidebilir. İş yerindeki olumlu geri bildirim bizi motive edebilir. Partnerimizin sevgisini ifade etmesi ilişkide güven hissettirebilir.

Dolayısıyla amaç sosyal onaya hiçbir şekilde ihtiyaç duymamak değildir.

Zorlanma daha çok kişinin kendi değerlendirmesini tamamen dışarıdan gelen onaya bağlaması durumunda ortaya çıkabilir.

Kişi:

“Bunu doğru yaptığımdan emin değilim, birine sormalıyım.”

“Beni beğenmezlerse kötü görünürüm.”

“Herkesin benden memnun olması gerekiyor.”

gibi düşünceler yaşayabilir.

Onay geldiğinde kısa süre rahatlama hissedebilir.

Ancak başka bir durumda yeniden aynı güvenceye ihtiyaç duyabilir.

Böylece kişinin kendi değerlendirmesine güvenmesi giderek zorlaşabilir.

Herkes Tarafından Sevilmek İstemek

Başkalarının ne düşündüğünü fazla önemsemenin altında bazen herkes tarafından olumlu değerlendirilme isteği bulunabilir.

Kişi yalnızca yakın olduğu insanların değil, çok az tanıdığı kişilerin bile kendisi hakkında olumsuz düşünmesini istemeyebilir.

Bu beklenti oldukça zorlayıcıdır.

Çünkü insanların:

farklı değerleri,

farklı zevkleri,

farklı kişilikleri,

farklı beklentileri

vardır.

Aynı davranış bir kişi tarafından samimi bulunurken başka biri tarafından fazla doğrudan bulunabilir.

Bir insan sizi sessiz olduğunuz için eleştirirken başka biri sakin olmanızı sevebilir.

Dolayısıyla herkes tarafından aynı biçimde değerlendirilmek mümkün değildir.

Buna rağmen kişi hedefini:

“Herkes benim hakkımda iyi düşünmeli.”

şeklinde belirlediğinde kontrol edemeyeceği bir alanı yönetmeye çalışmaya başlayabilir.

Başkalarının Sizi Ne Kadar Düşündüğünü Fazla Tahmin Ediyor Olabilir misiniz?

İnsan zaman zaman kendi davranışlarının çevresindeki insanlar tarafından gerçekte olduğundan daha fazla fark edildiğini düşünebilir.

Psikoloji literatüründe buna ilişkin çalışılan kavramlardan biri spotlight effect, yani “spot ışığı etkisi”dir.

Bu kavram, insanların kendi davranışlarının veya görünümlerinin başkalarının dikkatinde ne kadar yer tuttuğunu olduğundan fazla tahmin edebilmelerini ifade eder.

Örneğin sosyal bir ortamda yanlış bir kelime söylediğinizde bunu uzun süre düşünebilirsiniz.

“Kesin herkes fark etti.”

“Beni çok garip buldular.”

diye değerlendirebilirsiniz.

Oysa diğer insanların önemli bir bölümü kendi söylediklerine, nasıl göründüklerine veya o gün yaşayacakları başka konulara odaklanıyor olabilir.

Bu durum, insanların hiçbir zaman bizi değerlendirmediği anlamına gelmez.

Daha çok kendi deneyimimizin merkezinde olduğumuz için diğer insanların dikkatinin de sürekli üzerimizde olduğunu varsayabileceğimizi gösterir.

Hata Yapınca Herkesin Bunu Fark Edeceğini Düşünmek

Başkalarının düşüncelerini yoğun biçimde önemseyen kişilerde hata yapma ihtimali özellikle zorlayıcı olabilir.

Kişi yaptığı hatadan çok hatanın nasıl görüneceğine odaklanabilir.

Sunumda bir kelimeyi unutmak:

“Yetersiz olduğumu düşündüler.”

Bir sorunun cevabını bilememek:

“Beni bilgisiz bulacaklar.”

Sosyal ortamda kısa süre sessiz kalmak:

“Sıkıcı olduğumu düşünüyorlar.”

şeklinde yorumlanabilir.

Burada küçük bir olay kişinin tüm kimliği hakkında bir değerlendirmeye dönüşebilir.

Oysa davranış ile kişinin bütünü aynı değildir.

Bir konuşmada hata yapmak kişinin iletişim konusunda yetersiz olduğu anlamına gelmez.

Bir sorunun cevabını bilmemek kişinin bilgisiz olduğunu göstermez.

İnsan davranışlarını bu kadar geniş sonuçlara bağlamak, başkalarının değerlendirmelerini olduğundan daha tehdit edici hale getirebilir.

İnsanların Ne Düşündüğünü Sürekli Tahmin Etmek

Başkalarının düşüncelerine fazla odaklanıldığında kişi zaman zaman karşısındaki insanın zihnini okuduğunu varsayabilir.

Bir kişi konuşurken yüz ifadesini değiştirdiğinde:

“Benden sıkıldı.”

Mesaja kısa cevap verdiğinde:

“Beni sevmiyor.”

Toplantıda soru sorduğunda:

“Yetersiz olduğumu düşünüyor.”

şeklinde sonuçlar çıkarılabilir.

Oysa karşıdaki insanın davranışının birçok farklı açıklaması olabilir.

Yorgun olabilir.

Dikkati başka bir konuya kaymış olabilir.

O anda kendi problemiyle ilgileniyor olabilir.

Gerçekten söylediğiniz bir şeye katılmamış da olabilir.

Ancak bunların hangisinin doğru olduğunu yalnızca yüz ifadesine bakarak kesin biçimde bilmek çoğu zaman mümkün değildir.

Bu nedenle şu ayrım önemlidir:

Gerçekte bildiğim şey ne?

ve

Karşıdaki kişinin düşündüğünü varsaydığım şey ne?

Bu iki alanı birbirinden ayırabilmek, sosyal değerlendirmelere daha gerçekçi yaklaşmaya yardımcı olabilir.

Eleştirilmekten Korkmak

Başkalarının düşüncelerini önemsemek bazen eleştiriye karşı yoğun hassasiyetle birlikte görülebilir.

Eleştiri geldiğinde kişi yalnızca davranışının değerlendirilmediğini, kendisinin bir bütün olarak olumsuz değerlendirildiğini hissedebilir.

Örneğin:

“Bu sunum biraz daha kısa olabilir.”

geri bildirimi:

“Sunum yapmayı beceremiyorum.”

şeklinde yorumlanabilir.

Oysa yapılan iş hakkındaki geri bildirim ile kişinin değeri aynı değildir.

Her eleştiri doğru veya yapıcı da değildir.

Bazen insanlar haksız, sert veya düşüncesiz yorumlar yapabilir.

Bu durumda kişinin görevi bütün eleştirileri kabul etmek değil; hangi geri bildirimin kendisi için anlamlı olduğunu değerlendirebilmektir.

Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemek ve Reddedilme Korkusu

Başkalarının değerlendirmelerine yoğun biçimde odaklanmanın altında zaman zaman reddedilme ihtimali bulunabilir.

Kişi:

“Beni yanlış tanırlarsa istemezler.”

“Fikrimi söylersem gruptan dışlanırım.”

“Hayır dersem bana kızar.”

gibi düşünceler yaşayabilir.

Böyle durumlarda kişinin amacı yalnızca iyi görünmek değil, ilişkiyi kaybetmekten kaçınmak olabilir.

Bu nedenle başkalarının düşüncelerini önemseme davranışı ile reddedilme korkusu arasında bazı kişiler açısından bağlantılar bulunabilir.

Ancak herkes için aynı açıklama geçerli değildir.

Kimi insanlar ilişkilerde daha çok reddedilme ihtimalinden çekinirken kimileri iş yaşamında başarısız görünmekten veya aile beklentilerini karşılayamamaktan daha fazla etkilenebilir.

İnsanlarla Konuşurken “Acaba Beni Nasıl Buldu?” Diye Düşünmek

Sosyal ortamlarda dikkatin önemli bölümü kişinin kendi üzerine yöneldiğinde konuşmak zorlaşabilir.

Kişi aynı anda:

ne söylediğini,

nasıl göründüğünü,

sesinin nasıl çıktığını,

yeterince göz teması kurup kurmadığını,

karşıdaki kişinin sıkılıp sıkılmadığını

kontrol etmeye çalışabilir.

Bu yoğun öz-izleme iletişimin doğal akışını zorlaştırabilir.

Kişi konuşmanın içeriğini dinlemek yerine sürekli kendisini dışarıdan görmeye çalışabilir.

Bu konu özellikle sosyal iletişim sırasında yoğunlaşıyorsa İnsanlarla Konuşurken Heyecanlanmak Neden Olur? başlıklı yazı, değerlendirilme düşüncesi ve konuşma sırasında kişinin dikkatinin kendisine yönelmesini daha ayrıntılı ele almaktadır.

Başkalarıyla Kendini Kıyaslamak Bu Döngüyü Artırabilir mi?

Başka insanların ne düşündüğünü önemsemek ile sosyal karşılaştırma zaman zaman birbirini besleyebilir.

Kişi çevresindeki insanları yalnızca gözlemlemekle kalmayıp onların kriterlerine göre kendisini değerlendirmeye başlayabilir.

“Onlar kadar başarılı değilsem beni yetersiz bulurlar.”

“Benim ilişkim onlarınki kadar iyi görünmüyor.”

“Ben de böyle görünmeliyim.”

gibi düşünceler oluşabilir.

Sosyal medya bu karşılaştırmaların gerçekleşebildiği alanlardan biridir.

Kişi başka insanların seçilmiş görüntülerini kendi günlük yaşamının bütünüyle karşılaştırabilir. Ardından yalnızca kendisini yetersiz hissetmekle kalmayıp başkalarının da kendisini aynı biçimde yetersiz göreceğini varsayabilir.

Sosyal karşılaştırmanın bu yönü Kendini Başkalarıyla Kıyaslamak Neden Olur? başlıklı içerikte daha kapsamlı biçimde ele alınmaktadır.

Sosyal Medyada Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemek

Sosyal medya başkalarının tepkilerini görünür hale getirir.

Beğeni sayısı.

Yorumlar.

Takipçi sayısı.

Paylaşıma verilen tepkiler.

Bu veriler kişinin içeriğinin başkaları tarafından nasıl karşılandığı hakkında doğrudan göstergeler gibi görünebilir.

Bu nedenle bazı kişiler bir paylaşım yaptıktan sonra sık sık kontrol edebilir:

“Kaç kişi beğendi?”

“Kim gördü?”

“Neden bu kişi beğenmedi?”

“İnsanlar saçma mı buldu?”

Kişi zaman içerisinde paylaşmak istediği şeyden çok nasıl karşılanacağını düşünmeye başlayabilir.

Bu durum herkes için aynı düzeyde ortaya çıkmaz. Sosyal medyayı kullanmak veya beğenileri önemsemek tek başına psikolojik bir problem değildir.

Ancak kişinin özdeğerlendirmesi giderek dijital geri bildirimlere bağımlı hale geliyorsa bu ilişkinin nasıl kurulduğuna bakmak yararlı olabilir.

Başkalarının Düşüncelerine Göre Karar Vermek

Başka insanların fikirlerini dinlemek bazı kararlarda oldukça değerlidir.

Bir konuda deneyimli bir kişinin görüşü karar vermemize yardımcı olabilir.

Ancak her karar için sürekli onay aramak kişinin kendi tercihlerini fark etmesini zorlaştırabilir.

Örneğin kişi:

“Ben hangi işi istiyorum?”

yerine:

“Ailem hangi işi daha saygın bulur?”

“Ben nasıl giyinmek istiyorum?”

yerine:

“İnsanlar bunu garip bulur mu?”

“Bu ilişkide ne hissediyorum?”

yerine:

“Çevrem ayrılırsam ne düşünür?”

sorularına odaklanabilir.

Bir süre sonra kişinin kendi sesi ile çevresinden gelen beklentileri ayırması zorlaşabilir.

Bu nedenle önemli kararlarda şu soru kullanılabilir:

“Başkalarının görüşünü bilmeseydim ben bu konuda ne düşünürdüm?”

Bu soru çevrenin fikrini tamamen yok saymak için değil, kişinin kendi değerlendirmesine de masada yer açmak için düşünülebilir.

Hayır Diyememek ile Başkalarının Düşüncelerini Önemsemek

Kişi kendisi hakkında olumsuz düşünülmesini istemediğinde sınır koymakta zorlanabilir.

Bir daveti reddetmek isteyebilir ama:

“Bencil olduğumu düşünür.”

Bir iş arkadaşının talebine yetişemeyeceğini bilir ama:

“Yetersiz olduğumu düşünür.”

Partnerine katılmadığını söylemek ister ama:

“Kavga çıkar.”

diye düşünebilir.

Böylece başkalarının olası düşüncelerini yönetebilmek için kendi davranışını sürekli değiştirebilir.

Kısa vadede çatışma azalabilir.

Uzun vadede ise kişi kendi ihtiyaçlarının sürekli geri planda kaldığını fark edebilir.

Sınır koymak her talebi reddetmek veya yalnızca kendi isteğine göre hareket etmek değildir. Daha çok kişinin hem karşıdaki insanı hem de kendi kapasitesini dikkate alabilmesiyle ilgilidir.

Herkesin Sizi Beğenmesini Sağlamak Mümkün mü?

Hayır.

Bunun nedeni kişinin yetersiz olması değil, insanların birbirinden farklı olmasıdır.

Bir davranışınız birinin hoşuna giderken başka biri aynı davranışı sevmeyebilir.

Bir insan sizi çok konuşkan bulurken başka biri enerjik bulabilir.

Bir kişi sessizliğinizi mesafeli değerlendirirken başka biri sakin olarak görebilir.

Dolayısıyla kişinin kendi davranışını herkesin beklentisine göre düzenlemeye çalışması çözülebilecek bir problemden çok sürekli değişen bir hedefi yakalamaya çalışmaya benzeyebilir.

Burada amaç:

“Kimsenin fikri umurumda değil.”

noktasına gelmek değildir.

Daha çok:

“Hangi insanların fikri benim için neden önemli?”

sorusuna daha seçici cevap verebilmektir.

Kimin Fikrini Önemsemeliyim?

Her görüş aynı ağırlığa sahip olmak zorunda değildir.

Bir konuda bilgi sahibi bir uzmanın görüşü ile sizi çok az tanıyan bir kişinin yorumu aynı değerde olmayabilir.

Yakın bir arkadaşınızın karakteriniz hakkındaki düşüncesi, internette sizi birkaç saniye gören bir yabancının yorumundan daha fazla bağlam içeriyor olabilir.

Kişi bir eleştiriyle karşılaştığında şu alanları değerlendirebilir:

Bu kişi beni ne kadar tanıyor?

Konuyla ilgili yeterli bilgisi var mı?

Geri bildirimi somut mu?

Bu yorum benim değerlerim açısından önemli mi?

Bu değerlendirme kişinin yalnızca hoşuna giden fikirleri dinlemesi anlamına gelmez.

Daha çok her dış yorumun kişinin kendi değeri hakkında eşit derecede geçerli bir hüküm olmadığını fark etmeye yardımcı olabilir.

Başkalarının Fikrini Hiç Önemsememek Sağlıklı mı?

Başkalarının düşüncelerini önemsememek her zaman hedeflenmesi gereken bir durum değildir.

İnsan ilişkileri karşılıklı geri bildirim içerir.

Davranışlarımızın diğer insanlar üzerinde etkileri vardır.

Partnerimizin bir davranışımızdan incindiğini söylemesini dikkate almak, arkadaşımızın sınırına saygı göstermek veya iş yerindeki yapıcı geri bildirimleri değerlendirmek ilişkisel sorumluluğun parçasıdır.

Bu nedenle konu iki uç arasında ele alınabilir:

Herkes ne düşünürse düşünsün, beni ilgilendirmez.

ve

Herkes benim hakkımda iyi düşünmeli.

Her iki yaklaşım da günlük ilişkiler açısından zorlayıcı olabilir.

Daha dengeli olan, başkalarının görüşlerini duyabilmek ancak bütün kararları bu görüşlere teslim etmemektir.

“Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemeyi Nasıl Bırakırım?”

Ancak hedef başkalarının ne düşündüğünü tamamen bırakmak olmak zorunda değildir.

Bunun yerine düşüncelerin davranışlar üzerindeki etkisini azaltmak daha gerçekçi olabilir.

Kişi öncelikle hangi durumlarda bu kaygının arttığını fark edebilir.

İş ortamında mı?

Aileyle ilgili kararlarda mı?

Sosyal medyada mı?

Romantik ilişkilerde mi?

Yeni insanlarla tanışırken mi?

Ardından kişinin zihninden geçen tahmin değerlendirilebilir:

“Bunu yaparsam hakkımda kötü düşünecekler.”

Sonraki soru şu olabilir:

Bunu gerçekten biliyor muyum, yoksa tahmin mi ediyorum?

Daha sonra:

Gerçekten olumsuz düşünürlerse bunun benim için anlamı ne olacak?

sorusu düşünülebilir.

Bazı durumlarda kişi asıl korkusunun insanların düşüncesinden çok reddedilmek, eleştirilmek veya değersiz hissetmek olduğunu fark edebilir.

Kendi Değerlerini Belirlemek

Başkalarının değerlendirmelerine çok odaklanıldığında kişinin kendi değerleri arka planda kalabilir.

Bu nedenle:

“İnsanlar bunu beğenir mi?”

sorusunun yanına:

“Bu benim için önemli mi?”

sorusunu eklemek yararlı olabilir.

Örneğin bir kariyer kararında kişi:

prestij,

gelir,

ailenin beklentisi,

başkalarının takdiri

kadar kendi ilgi alanlarını, yaşam biçimini ve önceliklerini de değerlendirebilir.

Kendi değerlerine göre hareket etmek her zaman kolay karar vermek anlamına gelmez.

Bazen kişinin değerleri de birbiriyle çatışabilir.

Ancak en azından kararın merkezinde yalnızca dış değerlendirmeler bulunmaz.

Küçük Kararları Kendiniz Vermeyi Denemek

Kendi değerlendirmesine güvenmekte zorlanan kişi her karardan önce çevresine danışabilir.

“Bunu alayım mı?”

“Böyle yazsam olur mu?”

“Bunu giysem garip mi?”

gibi sorular küçük kararları bile dış onaya bağlayabilir.

Bazı düşük riskli kararlarda önce kendi tercihini belirlemek, kişinin ne istediğini fark etmesine yardımcı olabilir.

Bu her konuda kimseye danışmamak anlamına gelmez.

Ama danışmadan önce:

“Ben ne düşünüyorum?”

sorusuna cevap vermek kişinin kendi değerlendirmesine daha fazla yer açabilir.

Eleştiriyi Kişisel Hükümden Ayırmak

Başkalarının düşüncelerini yoğun biçimde önemseyen biri için eleştiri:

“Bu davranış uygun değildi.”

mesajından:

“Sen uygun olmayan bir insansın.”

mesajına dönüşebilir.

Bu ikisini ayırabilmek önemlidir.

Kişinin yaptığı bir hata düzeltilebilir.

Bir davranış konusunda geri bildirim alınabilir.

Bir fikir başkaları tarafından beğenilmeyebilir.

Bunların hiçbiri kişinin bütün değerini belirlemek zorunda değildir.

Aynı şekilde kişinin kendisine yönelik gerçekçi bir değerlendirme yapması, her eleştiriyi reddetmesi anlamına da gelmez.

Amaç eleştiriden hiçbir şekilde etkilenmemek değil; eleştirinin kapsamını olduğundan fazla genişletmemektir.

İlişkilerde Başkalarının Fikrini Fazla Önemsemek

Bu örüntü romantik ilişkilerde de görülebilir.

Kişi partnerinin kendisi hakkındaki değerlendirmesine yoğun biçimde bağlanabilir.

Partnerinin iyi bir gününde kendisini değerli, mesafeli olduğu bir gününde ise önemsiz hissedebilir.

Kendisini sürekli karşı tarafın beklentisine göre şekillendirmeye çalışabilir.

Bu durumda ilişkinin içerisinde kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi zorlaşabilir.

Partnerin görüşü elbette önemlidir.

Ancak ilişki içerisinde kişinin kendi sınırları, ihtiyaçları ve değerleri de varlığını sürdürür.

Partnerin değerlendirmesinin kişinin özdeğeri üzerinde aşırı belirleyici hale gelmesi durumunu daha ayrıntılı incelemek için İlişkide Kendini Değersiz Hissetmek Neden Olur? başlıklı içerik okunabilir.

Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemek Sosyal Fobi midir?

Hayır.

Başkalarının ne düşündüğünü önemsemek tek başına sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğu anlamına gelmez.

İnsanların değerlendirmelerini düşünmek sosyal yaşamın doğal bir parçasıdır.

Sosyal anksiyete değerlendirmesinde başkaları tarafından incelenme veya olumsuz değerlendirilme korkusunun yoğunluğu, devam ettiği süre, kişinin sosyal ortamlardan kaçınıp kaçınmadığı ve iş, eğitim veya ilişkiler üzerindeki etkileri gibi daha geniş alanlar ele alınır.

Dolayısıyla yalnızca:

“İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor diye çok düşünüyorum.”

demek bir tanı koymak için yeterli değildir.

İnternet üzerinden kişinin kendisini bir belirti listesiyle eşleştirerek tanı koyması yerine yaşadığı deneyimin bağlamını değerlendirmek daha uygun olur.

Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirmek Gerekebilir?

Başkalarının fikirlerini önemsemek günlük yaşamda olağan olabilir.

Ancak kişi bu düşünceler nedeniyle istediği hayat alanlarından sistematik biçimde uzaklaşıyorsa konu daha yakından değerlendirilebilir.

Örneğin kişi yapmak istediği şeylerden yalnızca eleştirileceğini düşündüğü için sürekli vazgeçiyorsa, yeni insanlarla tanışmaktan kaçınıyorsa, kendi sınırlarını ifade edemiyorsa, kararlarını sürekli başkalarının onayına göre veriyorsa veya sosyal bir olaydan sonra uzun süre insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü analiz ediyorsa bu örüntünün günlük yaşamdaki etkisine bakılabilir.

Burada amaç kişinin başkalarının görüşlerini tamamen yok sayması değildir.

Daha çok kendi yaşamındaki kararların ne kadarının gerçek tercihlerinden, ne kadarının olası sosyal değerlendirmelerden şekillendiğini fark edebilmesidir.

Psikoterapide Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemek Nasıl Ele Alınabilir?

Psikoterapide başkalarının ne düşündüğünü önemsemek tek başına bir hastalık veya tanı olarak ele alınmaz.

Kişinin bu düşünceyi hangi durumlarda yaşadığı değerlendirilebilir.

Örneğin görüşmelerde kişinin:

başkalarının değerlendirmelerine hangi anlamı verdiği,

eleştirildiğinde kendisi hakkında nasıl düşündüğü,

reddedilme ihtimalini nasıl değerlendirdiği,

onay almadığında neler hissettiği,

karar verirken kendi isteğine ne kadar alan açabildiği,

sınır koymakta zorlanıp zorlanmadığı,

sosyal ortamlarda dikkatini nasıl kullandığı,

geçmiş ve güncel ilişkilerinde benzer örüntülerin bulunup bulunmadığı

ele alınabilir.

Psikoterapinin amacı kişiye “Kimseyi önemseme.” demek değildir.

Kişinin başkalarının düşüncelerini dikkate alırken aynı zamanda kendi ihtiyaçlarını, değerlerini ve değerlendirmelerini de koruyabileceği daha esnek bir ilişki biçimi üzerinde çalışılabilir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda yüz yüze psikoterapi, klinik konumu ve genel çalışma çerçevesi hakkında bilgi için Kadıköy Psikolog sayfası incelenebilir.

Online Psikoterapide Sosyal Onay ve Değerlendirilme Kaygısı Ele Alınabilir mi?

Başkalarının ne düşündüğüne yoğun biçimde odaklanma, sosyal onay ihtiyacı, eleştirilme kaygısı ve kendini sürekli dışarıdan değerlendirme gibi konular uygun koşullarda online psikoterapide de ele alınabilir.

İstanbul dışında yaşayan veya düzenli biçimde kliniğe gelemeyen yetişkinler açısından online görüşme bir seçenek olabilir.

Online görüşmenin kendisinde bile kişi:

“Doğru anlatıyor muyum?”

“Psikolog benim hakkımda ne düşünüyor?”

gibi düşünceler yaşayabilir.

Bu düşüncelerin ortaya çıkması görüşmenin yanlış ilerlediği anlamına gelmez.

Psikoterapi kişinin kendisini kusursuz biçimde ifade etmesinin beklendiği bir performans ortamı değildir.

Online veya yüz yüze çalışma biçiminin uygunluğu kişinin ihtiyaçları ve görüşme koşulları doğrultusunda değerlendirilmelidir.

Başkalarının Düşüncelerini Kontrol Etmek Mümkün Değildir

Başka insanların bizim hakkımızda ne düşüneceğini tamamen kontrol edemeyiz.

Ne kadar dikkatli davranırsak davranalım birileri bizi yanlış anlayabilir.

Bir kişi verdiğimiz kararı beğenebilir, başka biri eleştirebilir.

Birileri bizi sempatik bulurken başkalarıyla uyum sağlayamayabiliriz.

Bu durum kişinin başarısız olduğu anlamına gelmez.

Sosyal yaşamın doğasında farklı değerlendirmeler vardır.

Başkalarının ne düşündüğünü önemsemek, kişinin bütün yaşamını bu değerlendirmeleri kontrol etmeye göre şekillendirdiğinde yorucu hale gelebilir.

Daha gerçekçi hedef herkesin hakkımızda iyi düşünmesini sağlamak değil, hangi geri bildirimlerin bizim için gerçekten önemli olduğunu ayırt edebilmek olabilir.

Başkalarının düşüncelerini duymak ile onların düşüncelerine göre yaşamak aynı şey değildir.

Kişinin kendi sesine daha fazla yer açması da başkalarının ihtiyaçlarını veya görüşlerini tamamen yok saymasını gerektirmez.

Denge, dışarıdaki fikirlerle kişinin kendi değerleri arasında daha esnek bir ilişki kurabilmesinde olabilir.

İnternet üzerindeki psikoloji içerikleri genel bilgilendirme amacı taşır; kişiye özel psikolojik değerlendirme veya tanı yerine geçmez.

Benzer İçerikler
Sürekli Kötü Bir Şey Olacakmış Gibi Hissetmek Neden Olur?

Ortada belirgin bir problem olmadığı halde içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk mu var? Her […]

Devamını Oku
Çift Terapisinin İlişkilere Etkisi Nedir? İlişkide Neleri Değiştirebilir?

Bir ilişkide sorunların olması o ilişkinin mutlaka kötü olduğu anlamına gelmez. İki farklı […]

Devamını Oku
Bağdat Caddesi Online Psikolog Randevusu: Online Psikoterapi Süreci Nasıl İlerler?

Bağdat Caddesi çevresinde yaşarken veya çalışırken psikolojik destek almak istiyor ancak kliniğe düzenli […]

Devamını Oku
Anlaşılmadığını Hissetmek Neden Olur? “Kimse Beni Anlamıyor” Hissi

Bir şey anlatırken karşınızdaki kişinin söylediklerinizi duymasına rağmen sizi gerçekten anlamadığını mı hissediyorsunuz? […]

Devamını Oku
İnternetten Hastalık Arama Hastalığı Nedir? Siberkondri ve Sağlık Kaygısı

Başınız ağrıdığında ilk olarak Google’a mı yazıyorsunuz? Vücudunuzda küçük bir değişiklik fark ettiğinizde […]

Devamını Oku
Maruz Bırakma Terapisi Nedir? Exposure Terapisi Nasıl Uygulanır?

Korktuğunuz bir durumdan uzak durduğunuzda kısa süreli olarak rahatlayabilirsiniz. Topluluk önünde konuşmaktan korkuyorsanız […]

Devamını Oku
RANDEVU OLUŞTURUN
Ön görüşme talebinizi iletin.

Randevu takvimi ve randevu detaylarını netleştirmek için sizinle iletişime geçeceğiz.

Diğer iletişim kanallarımız
WhatsApp Hattı

+90 532 346 27 60