Bazen yapılması gereken işler bellidir ancak harekete geçmek beklenenden çok daha zor gelir. Masadan kalkmak, bir e-postaya cevap vermek, dışarı çıkmak, evi toparlamak veya daha önce keyif veren bir aktiviteye başlamak bile ertelenebilir. Kişi ne yapması gerektiğini bildiği halde “İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor” diye düşünebilir.
Hiçbir şey yapmak istememek tek başına belirli bir psikolojik durumun göstergesi değildir. Yoğun geçen bir dönemin ardından ortaya çıkan geçici yorgunluk, uyku düzenindeki değişiklikler, uzun süren stres, zihinsel yük, yaşam olayları, fiziksel sağlıkla ilişkili durumlar veya kişinin duygusal olarak zorlandığı bir dönem isteksizlikle birlikte görülebilir.
Bu nedenle kişinin kendisini doğrudan “tembel”, “iradesiz” veya “motivasyonsuz” olarak tanımlaması yaşadığı deneyimi açıklamak için yeterli olmayabilir. Daha anlamlı olan, isteksizliğin ne zaman başladığına, hangi alanlarda ortaya çıktığına, ne kadar süredir devam ettiğine ve günlük yaşamı nasıl etkilediğine bakmaktır.
Hiçbir Şey Yapmak İstemiyorum: Bu His Ne Anlama Gelebilir?
“Hiçbir şey yapmak istemiyorum” cümlesi farklı deneyimleri anlatmak için kullanılabilir.
Bir kişi gerçekten dinlenmeye ihtiyaç duyduğu için hiçbir şey yapmak istemeyebilir. Başka biri yapması gerekenleri düşünmekten zihinsel olarak yorulmuş olabilir. Bir başkası yapmak istediği şeyler olduğu halde nereden başlayacağını bilemediği için hareketsiz kalabilir.

Bazı kişiler ise yalnızca sorumluluklara karşı değil, daha önce keyif aldıkları etkinliklere karşı da isteksizlik fark edebilir.
Bu farklılık önemlidir.
Örneğin yoğun bir haftanın ardından hafta sonunu dinlenerek geçirmek istemek ile haftalardır işe, arkadaşlarla görüşmeye, kişisel bakıma veya daha önce sevilen etkinliklere başlamakta zorlanmak aynı biçimde değerlendirilmemelidir.
Bu nedenle hiçbir şey yapmak istememek psikolojik açıdan tek bir açıklamaya indirgenemez.
İsteksizlik ile Dinlenme İhtiyacı Arasındaki Fark
Dinlenmek insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Sürekli üretken olmak veya her boş zamanı başka bir görevle doldurmak zorunda değiliz.
Yoğun bir çalışma dönemi, sınav haftası, seyahat, bakım sorumluluğu veya uzun süren günlük stres sonrasında kişi birkaç gün boyunca daha az şey yapmak isteyebilir.
Dinlenme sonrasında enerji bir miktar geri geliyor, kişi yeniden günlük yaşamına dönebiliyor ve aktivitelerle bağlantı kurabiliyorsa bu durum geçici bir yorgunlukla ilişkili olabilir.
Ancak dinlenmeye rağmen isteksizlik uzun süre devam ediyorsa yalnızca “biraz daha dinlenmeliyim” açıklaması yeterli olmayabilir.
Burada şu ayrım yardımcı olabilir:
Dinlenme kişinin kaynaklarını yeniliyor mu, yoksa yaşamdan giderek daha fazla geri çekilmeye mi dönüşüyor?
Bazen kişinin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bazen ise günün büyük bölümünü hiçbir şey yapmadan geçirmek de dinlendirici hissettirmeyebilir.
Hiçbir Şey Yapmak İstememek Tembellik midir?
“Tembellik” günlük dilde sık kullanılan ancak psikolojik deneyimleri açıklamak açısından oldukça sınırlı bir etikettir.
Kişi bir işe başlamadığında dışarıdan yalnızca davranış görülür:
İş yapılmamıştır.
Fakat işin neden yapılmadığı görünmez.
Kişi çok yorgun olabilir, nereden başlayacağını bilemeyebilir, hata yapmaktan çekinebilir, yaptığı işin anlamını kaybettiğini hissedebilir veya gün içerisinde zaten çok fazla zihinsel yük taşıyor olabilir.
Bu nedenle “Yapmıyorum çünkü tembelim” düşüncesi çoğu zaman daha ayrıntılı soruların önünü kapatabilir.
Daha yararlı sorular şunlar olabilir:
“Başlamak istediğim halde neden başlayamıyorum?”
“Bu işi düşündüğümde ne hissediyorum?”
“Enerjim mi yok, yoksa görevin kendisi mi ağır geliyor?”
“Başladıktan sonra devam edebiliyor muyum?”
“Kendimi en çok hangi alanlarda isteksiz hissediyorum?”
Bu sorular kişinin kendisine tanı koyması için değil, deneyimini daha açık biçimde fark edebilmesi için kullanılabilir.
İsteksizlik ve Motivasyon Kaybı Aynı Şey midir?
İsteksizlik ve motivasyon kaybı birbiriyle ilişkili olabilir ancak tamamen aynı kavramlar değildir.
Motivasyon, kişinin belirli bir davranışa yönelmesini sağlayan tek ve sabit bir “enerji deposu” gibi çalışmaz. Yapılacak işin anlamı, zorluğu, kişinin fiziksel ve duygusal durumu, beklentileri ve o anda sahip olduğu kaynaklar harekete geçme isteğini etkileyebilir.
Örneğin kişi iş yapmak istemezken arkadaşlarıyla buluşmak isteyebilir.
Başka biri iş sorumluluklarını yerine getirirken kişisel yaşamında hiçbir şeye enerjisinin kalmadığını fark edebilir.
Bir başkası ise hem sorumluluklara hem de daha önce keyif aldığı aktivitelere karşı isteksizlik yaşayabilir.
Bu nedenle motivasyon kaybının hangi alanlarda ortaya çıktığını anlamak önemlidir.
Hiçbir Şeye Enerjim Yok Hissi Neden Olabilir?
“Hiçbir şeye enerjim yok” ifadesi yalnızca fiziksel yorgunluğu anlatmayabilir.
Gün boyunca çok sayıda karar vermek, sürekli bir problemi düşünmek, gelecek hakkında endişelenmek, ilişkilerde yaşanan çatışmalar veya uzun zamandır devam eden sorumluluklar kişiyi zihinsel olarak da yorabilir.
Kişi fiziksel olarak ağır bir iş yapmamış olsa bile günün sonunda kendisini tükenmiş hissedebilir.
Bununla birlikte enerji kaybı yalnızca psikolojik nedenlere bağlanmamalıdır. Uyku sorunları, beslenme, kullanılan ilaçlar veya çeşitli fiziksel sağlık durumları da yorgunluk ve enerji değişimleriyle ilişkili olabilir.
Özellikle açıklanamayan, uzun süre devam eden veya belirgin fiziksel değişikliklerle birlikte görülen yorgunlukta uygun sağlık değerlendirmesinin yapılması önemlidir.
Zihinsel Yorgunluk Hiçbir Şey Yapmak İstememeye Yol Açabilir mi?
Zihinsel yük her zaman dışarıdan görünmez.
Kişi gün boyunca aynı konuyu defalarca düşünüyor olabilir:
“Bunu nasıl yetiştireceğim?”
“Yanlış bir karar verirsem ne olur?”
“O konuşmada neden böyle söyledim?”
“Yarın ne yapacağım?”
“Bunu da halletmem gerekiyor.”
Bu düşünceler fiziksel bir iş gibi görünmese de dikkat ve zihinsel kaynak kullanır.
Özellikle birden fazla sorumluluğun aynı anda zihinde tutulduğu dönemlerde küçük işler bile ağırlaşabilir. Kişi bir göreve başlamak yerine yapılması gerekenlerin tamamını bir bütün olarak görüp hiçbirine başlayamayabilir.
Bu durumda sorun yalnızca “isteksizlik” değil, zihinsel yükün yönetilmesindeki güçlük olabilir.
Karar Yorgunluğu Harekete Geçmeyi Zorlaştırabilir mi?
Gün içerisinde sürekli seçim yapmak da yorucu olabilir.
Ne yapacağım?
Hangisinden başlamalıyım?
Şimdi mi yapmalıyım, sonra mı?
Doğru yapabilecek miyim?
Hangisi daha önemli?
Yapılacaklar listesi uzadıkça kişinin yalnızca işleri değil, işleri hangi sırada yapacağını da yönetmesi gerekir.
Bir noktadan sonra hiçbir seçeneğe başlamamak geçici olarak daha kolay gelebilir.
Özellikle mükemmeliyetçi beklentiler varsa karar vermek daha da zorlaşabilir. Kişi “en doğru” başlangıcı bulmaya çalışırken hiç başlamayabilir.
Böyle durumlarda her şeyi aynı anda çözmeye çalışmak yerine tek bir sonraki adımı belirlemek daha yönetilebilir olabilir.
Yapmak İstiyorum Ama Başlayamıyorum
Bazı kişiler isteksizlikten çok eyleme geçmekte zorlandıklarını tarif eder.
Örneğin:
“Kitap okumak istiyorum ama başlayamıyorum.”
“Spora gitmek istiyorum ama hazırlanmak bile zor geliyor.”
“Evi toplamak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
Bu deneyimde kişinin aslında hedefi vardır fakat hedef ile davranış arasında bir boşluk oluşur.
Burada işe başlama eşiği önemli olabilir.
“Evi temizlemek” büyük ve belirsiz bir görev gibi görünürken “masanın üzerindeki bardakları mutfağa götürmek” daha somut bir davranıştır.
Benzer şekilde “spor yapacağım” yerine “spor kıyafetlerimi giyip on dakika yürüyüş yapacağım” daha küçük bir başlangıç oluşturabilir.
Amaç kişinin kendisini zorlayarak yüksek performans göstermesi değil, başlangıç maliyetini azaltmaktır.
Motivasyonun Gelmesini Beklemek Her Zaman İşe Yarar mı?
Günlük hayatta sık kullanılan düşüncelerden biri şudur:
“İçimden gelince yaparım.”
Bazı aktivitelerde bu yaklaşım sorun oluşturmaz. Ancak bütün günlük sorumlulukların motivasyonun ortaya çıkmasına bağlanması kişinin uzun süre beklemesine neden olabilir.
Bazen motivasyon davranıştan önce ortaya çıkar.
Bazen de kişi küçük bir davranışa başladıktan sonra devam etme isteği gelişir.
Örneğin yürüyüş yapmak istemeyen biri beş dakika dışarı çıktıktan sonra biraz daha yürümek isteyebilir. Masaya oturmak istemeyen biri yalnızca dosyayı açtıktan sonra çalışmaya devam edebilir.
Bu her durumda işe yarayan bir formül değildir. Ancak “Önce motive olmalıyım, sonra başlayabilirim” düşüncesinin tek olasılık olmadığını gösterir.
Erteleme ile Hiçbir Şey Yapmak İstememek Aynı Şey midir?
Her isteksizlik erteleme değildir ve her erteleme de isteksizlikten kaynaklanmaz.
Kişi bir işi yapmak isteyebilir fakat görevin ortaya çıkardığı kaygı nedeniyle erteleyebilir.
Örneğin başarısız olmaktan çekinen biri bir projeye başlamayı geciktirebilir. Bir başka kişi yaptığı işin kusursuz olması gerektiğini düşündüğü için başlangıcı sürekli erteleyebilir.
Erteleme sonrasında kısa süreli rahatlama yaşanabilir:
“Şimdilik bunu düşünmeme gerek yok.”
Ancak görev ortadan kalkmadığı için ilerleyen saatlerde veya günlerde yeniden gündeme gelir.
Bu durum zaman içerisinde şu döngüyü oluşturabilir:
Zorlayıcı görev → erteleme → kısa süreli rahatlama → görevin büyümesi → daha fazla stres → daha fazla erteleme
Bu döngüyü fark etmek, kişinin kendisini yalnızca “motivasyonsuz” olarak değerlendirmesinden daha açıklayıcı olabilir.
Sürekli Yatmak İstemek Ne Anlama Gelebilir?
Bazı kişiler “hiçbir şey yapmak istemiyorum” derken aslında günün büyük bölümünü yatakta geçirmek istediklerini ifade eder.
Yoğun bir dönemden sonra uyku ve dinlenme ihtiyacının artması mümkün olabilir.
Ancak sürekli yatmak istemenin birçok farklı nedeni bulunabileceği için bu deneyimi tek başına psikolojik bir durumla eşleştirmek doğru değildir.
Burada yalnızca kişinin kaç saat uyuduğuna değil, yatakta kalmanın nasıl bir işlev gördüğüne de bakılabilir.
Kişi gerçekten uyuyor mu?
Yoksa uyanık olduğu halde günün taleplerinden uzak kalmak için yatakta mı kalıyor?
Yataktan kalktıktan sonra enerji artıyor mu?
Yatakta uzun süre kalmasına rağmen hâlâ yorgun mu hissediyor?
Bu tür sorular yaşanan deneyimi daha ayrıntılı anlamaya yardımcı olabilir.
Hiçbir Şey Yapmak İstememek ile Hiçbir Şeyden Keyif Alamamak Aynı Şey midir?
İkisi birlikte görülebilir ancak aynı deneyim değildir.
Kişi bir aktiviteyi yapmak istemiyor olabilir fakat başladığında keyif alabilir.
Örneğin arkadaşlarıyla buluşmak için hazırlanmak istemeyen biri, buluştuktan sonra iyi vakit geçirebilir.
Başka bir kişi ise aktiviteye katıldığı halde daha önce hissettiği ilgiyi veya keyfi yaşamadığını fark edebilir.
Bu ayrım önemlidir.
Daha önce anlamlı veya keyifli bulunan etkinliklerle ilişkinin değişmesi uzun süredir devam ediyorsa kişinin genel duygudurumuyla birlikte değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Bu noktada sitedeki Sürekli Mutsuz Hissetmek Neden Olur? başlıklı içerik, mutsuzluk, keyifsizlik ve günlük yaşam arasındaki ilişkiyi daha ayrıntılı ele almaktadır.
Hiçbir Şey Yapmak İstememek Depresyon Anlamına mı Gelir?
Hayır. Hiçbir şey yapmak istememek tek başına depresyon tanısı anlamına gelmez.
İsteksizlik, enerji azalması veya aktivitelere başlamada zorlanma depresif yaşantılarda görülebilir; ancak aynı deneyimler yoğun stres, uyku sorunları, fiziksel sağlıkla ilişkili durumlar, önemli yaşam olayları veya farklı psikolojik süreçlerle de bağlantılı olabilir.
Depresyon değerlendirmesi yalnızca kişinin bir şey yapmak isteyip istemediğine bakılarak yapılmaz. Duygudurumdaki değişiklikler, daha önce keyif alınan etkinliklerle ilişki, uyku, iştah, enerji, düşünme ve karar verme süreçleri, kişinin kendisine ve geleceğe ilişkin değerlendirmeleri ve günlük işlevler birlikte ele alınabilir.
Bu nedenle internet üzerindeki belirti listelerinden hareketle kişinin kendi kendisine tanı koyması uygun değildir.
Daha kapsamlı genel bilgi için Kadıköy Depresyon Tedavisi sayfasında isteksizlik, enerji kaybı ve günlük yaşamda meydana gelebilecek değişikliklerin psikoterapi kapsamında nasıl değerlendirilebileceği açıklanmaktadır.
Yoğun Stres Sonrasında İsteksizlik
Stres yalnızca kişinin kendisini gergin hissetmesi şeklinde ortaya çıkmaz.
Uzun süre yüksek sorumluluk altında kalmak, sürekli performans göstermeye çalışmak veya dinlenmeye yeterince alan bırakamamak zaman içerisinde kişinin enerjisini etkileyebilir.
Kişi uzun bir dönem boyunca yapması gerekenleri sürdürebilir.
İşe gider.
Sorumluluklarını tamamlar.
Başkalarının ihtiyaçlarıyla ilgilenir.
Ancak bir noktadan sonra boş zamanı olduğunda hiçbir şey yapmak istemediğini fark edebilir.
Bu durumda isteksizlik bazen uzun süre ertelenmiş dinlenme ihtiyacıyla ilişkili olabilir.
Önemli olan bunun kısa bir toparlanma dönemi mi yoksa günlük yaşamı giderek sınırlayan daha uzun süreli bir değişim mi olduğunu gözlemlemektir.
Tükenmiş Hissetmek ile İsteksizlik Arasındaki İlişki
Tükenmişlik özellikle uzun süre devam eden işle ilişkili stres bağlamında kullanılan bir kavramdır. Ancak günlük dilde kişiler farklı yaşam alanlarındaki yoğun yorgunluklarını da “tükendim” şeklinde ifade edebilir.
Kişi yaptığı işlerin sürekli enerji aldığını ancak yeterince yenilenemediğini hissedebilir.
Sabah başlamak zorlaşabilir.
Günün sonunda yalnız kalma ihtiyacı artabilir.
Daha önce kolay yapılan görevler gözde büyüyebilir.
Tahammül azalabilir.
Burada kişinin yaşadığı durumu otomatik olarak belirli bir etikete yerleştirmek yerine stres kaynakları, iş ve özel yaşam dengesi, dinlenme biçimi ve mevcut yaşam koşulları birlikte değerlendirilebilir.
Sosyal Hayattan Uzaklaşmak
Hiçbir şey yapmak istememe hali bazen sosyal ilişkileri de etkileyebilir.
Mesajlara cevap vermek ertelenebilir.
Davetlere gitmek yorucu gelebilir.
Telefon görüşmeleri bile yapılması gereken başka bir görev gibi hissedilebilir.
Kişi yalnız kalmak istediğini düşünebilir.
Bazen yalnız kalmak gerçekten dinlendirici olabilir. Ancak sosyal temasın giderek azalması kişinin destek kaynaklarından da uzaklaşmasına neden olabilir.
Burada önemli olan “yalnız kalmak kötü müdür?” sorusu değildir.
Daha önemli olan kişinin gerçekten yalnızlığı mı tercih ettiği, yoksa görüşmeye enerjisi olmadığı veya kendisini geri çekmeye başladığı için mi sosyal ilişkilerden uzaklaştığıdır.
Kendini Zorlamak mı, Dinlenmek mi?
İsteksizlik yaşayan birinin karşılaşabileceği ikilem şudur:
“Kendimi zorlayıp bir şey mi yapmalıyım, yoksa dinlenmeli miyim?”
Bu sorunun herkes için geçerli tek bir yanıtı yoktur.
Kişi uzun süredir yoğun tempoda çalışıyorsa gerçekten dinlenmeye ihtiyacı olabilir.
Başka bir durumda ise günlerdir evden çıkmamak, sosyal ilişkileri ertelemek ve hiçbir aktiviteye başlamamak kişinin daha da hareketsiz hissetmesine katkıda bulunabilir.
Bu nedenle “her koşulda dinlen” veya “kendini zorla ve kalk” şeklinde genel öneriler yeterli değildir.
Daha işlevsel bir yaklaşım kişinin mevcut kapasitesini dikkate alarak küçük ve gerçekçi adımlar belirlemesi olabilir.
Hiçbir Şey Yapmak İstemediğimde Nereden Başlayabilirim?
İsteksizlik sırasında büyük hedefler daha da ağır görünebilir.
“Bugün bütün işlerimi bitireceğim.”
yerine:
“Önümüzdeki on dakika içerisinde yapabileceğim tek şey nedir?”
sorusu daha yönetilebilir olabilir.
İlk adımın küçük olması önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Duş almak, pencereyi açmak, masayı toparlamak, kısa bir yürüyüş yapmak veya bekleyen tek bir mesaja cevap vermek bazı günlerde yeterli bir başlangıç olabilir.
Bir aktiviteyi yaptıktan sonra kişi kendisini hâlâ yorgun hissediyorsa bunun da fark edilmesi önemlidir.
Amaç kişiyi sürekli üretken hale getirmek değil, kendi kapasitesini daha gerçekçi değerlendirebilmesini sağlamaktır.
Her Şeyi Aynı Anda Düzeltmeye Çalışmamak
Uzun süredir hiçbir şey yapmak istemediğini hisseden biri yaşamındaki birçok alanın aynı anda aksadığını düşünebilir.
Uyku düzene girmeli.
Spor yapılmalı.
İşler tamamlanmalı.
Sosyalleşilmeli.
Ev toparlanmalı.
Daha iyi beslenilmeli.
Hepsi bir arada düşünüldüğünde değişim de yeni bir yapılacaklar listesine dönüşebilir.
Bu nedenle başlangıçta yalnızca bir veya iki alan seçmek daha sürdürülebilir olabilir.
Küçük adımların amacı hızlı sonuç almak değil, kişinin günlük yaşamla yeniden temas kurabileceği uygulanabilir bir başlangıç oluşturmaktır.
İsteksizliğin Ne Zaman Arttığını Takip Etmek
Bazı dönemlerde isteksizliğin rastgele ortaya çıktığı düşünülebilir. Ancak birkaç hafta boyunca gözlem yapıldığında belirli örüntüler fark edilebilir.
Örneğin kişi yoğun sosyal günlerin ardından daha fazla geri çekiliyor olabilir.
Bazı iş toplantılarından sonra enerjisinin belirgin biçimde azaldığını fark edebilir.
Uykunun bozulduğu günlerde harekete geçmek daha zor olabilir.
Belirli düşünceler ortaya çıktığında görevler daha ağırlaşabilir.
Bu tür bağlantıları fark etmek için kısa notlar tutulabilir. Duygu, düşünce ve günlük yaşam örüntülerini yazılı biçimde gözlemlemek isteyenler için Günlük Tutmanın Ruh Sağlığına Katkıları Nelerdir? başlıklı yazıda uygulanabilecek farklı günlük tutma biçimleri ele alınmaktadır.
“Hiçbir Şey Yapmak İstemiyorum” Düşüncesi Ne Zaman Dikkate Alınmalı?
Zaman zaman isteksizlik yaşamak insan deneyiminin bir parçasıdır.
Ancak durum uzun süredir devam ediyor ve kişinin günlük yaşamında belirgin değişikliklere neden oluyorsa daha yakından değerlendirilmesi anlamlı olabilir.
Örneğin kişinin iş veya eğitim sorumluluklarını sürdürmesi belirgin biçimde zorlaşmış, sosyal ilişkilerden yoğun biçimde uzaklaşmış, kişisel bakımını yapmakta güçlük yaşamaya başlamış veya daha önce keyif aldığı pek çok alana karşı ilgisi değişmiş olabilir.
Bu durumda yalnızca “motivasyonumu nasıl artırırım?” sorusuna odaklanmak yaşanan deneyimin tamamını açıklamayabilir.
Süre, yoğunluk, günlük yaşama etkiler, fiziksel sağlık ve eşlik eden diğer duygusal değişiklikler birlikte ele alınmalıdır.
Kendine zarar verme veya yaşamı sonlandırmaya ilişkin düşünceler bulunması durumunda rutin bir psikoterapi randevusunu beklemek yerine acil destek alınmalıdır. Türkiye’de acil durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi aranabilir veya en yakın acil sağlık kuruluşuna başvurulabilir.
Psikoterapide İsteksizlik ve Harekete Geçememe Nasıl Ele Alınabilir?
Psikoterapide hiçbir şey yapmak istememek tek başına bir tanı olarak değerlendirilmez.
Görüşmelerde kişinin yaşadığı isteksizliğin günlük yaşamındaki yeri incelenebilir.
Ne zaman başladı?
Hangi alanlarda daha yoğun?
Kişi bir aktiviteye başlamadan önce ne düşünüyor?
İşlere başlamayı zorlaştıran kaygı veya yüksek beklentiler var mı?
Günlük yaşamda uzun süredir devam eden stres kaynakları bulunuyor mu?
Daha önce keyif veren etkinliklerle ilişki değişti mi?
Uyku, sosyal yaşam ve öz bakım nasıl etkileniyor?
Bu soruların yanıtları herkeste farklı olabilir.
Bir kişi için yoğun çalışma ve sınır koymakta zorlanma ön planda olabilirken başka bir kişi için kendisine yönelik yoğun eleştiri veya yaşamındaki önemli bir değişim daha merkezi olabilir.
Psikoterapinin amacı kişiye “daha üretken olmasını” söylemek değildir. Kişinin isteksizliğinin kendi yaşamındaki anlamını ve bu deneyimle ilişkili düşünce, duygu ve davranış örüntülerini değerlendirebileceği profesyonel bir çalışma alanı oluşturmaktır.
İstanbul Anadolu Yakası’nda yüz yüze psikoterapi süreci ve klinik konumu hakkında bilgi için Bağdat Caddesi Psikolog sayfası incelenebilir.
Online Psikoterapide Motivasyon ve İsteksizlik Ele Alınabilir mi?
İsteksizlik, motivasyon kaybı ve harekete geçmekte zorlanma uygun durumlarda online psikoterapi görüşmelerinde de ele alınabilir.
Online görüşme özellikle İstanbul dışında yaşayan, seyahat eden veya düzenli olarak kliniğe gelemeyen yetişkinler açısından bir seçenek olabilir.
Görüşmelerde isteksizliğin hangi yaşam alanlarında ortaya çıktığı, ne kadar süredir devam ettiği ve kişinin günlük düzenini nasıl etkilediği değerlendirilebilir.
Online görüşmenin kendisine başlamak bile isteksizlik yaşayan biri için zor görünebilir. Kişinin görüşme sırasında anlatacaklarını önceden eksiksiz biçimde hazırlaması gerekmez.
Psikoterapi kişinin ne kadar motive veya üretken olduğunun değerlendirildiği bir performans alanı değildir.
Online veya yüz yüze görüşmenin uygunluğu kişinin ihtiyaçları ve mevcut koşulları doğrultusunda değerlendirilmelidir.
Hiçbir Şey Yapmak İstememek Her Zaman Aynı Anlama Gelmez
Hiçbir şey yapmak istememek bazen yoğun bir dönemin ardından dinlenme ihtiyacını, bazen zihinsel yükü, bazen yapılacak işlerin gözde büyümesini veya kişinin yaşamındaki daha geniş bir duygusal değişimi yansıtabilir.
Bu nedenle ilk sorunun:
“Neden bu kadar tembelim?”
olması gerekmeyebilir.
Bunun yerine:
“Son zamanlarda bende ne değişti?”
“Bu isteksizlik ne zamandır var?”
“Yapmak istemediğim şeyler hangileri?”
“Dinlendiğimde toparlanıyor muyum?”
“Eskiden keyif aldığım şeylerle ilişkim değişti mi?”
gibi sorular yaşanan deneyimi daha gerçekçi değerlendirmek için bir başlangıç oluşturabilir.
Kısa süreli isteksizlik ile uzun süredir devam eden ve günlük yaşamı etkileyen bir değişim aynı değildir. Yaşanan durumun süresi, yoğunluğu, kişinin işlevleri ve fiziksel sağlık koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
İnternet üzerindeki psikoloji içerikleri genel bilgilendirme sağlar; kişiye özel psikolojik değerlendirme veya tanı yerine geçmez.