Onaylanma İhtiyacı Neden Olur? Sürekli Onay Beklemek

Bir karar verdikten sonra hemen bir başkasına “Sence doğru yaptım mı?” diye sorma ihtiyacı hissediyor musunuz? Bir mesaj gönderdikten sonra karşı tarafın nasıl yorumlayacağını düşünüyor, yaptığınız bir iş ancak biri sizi takdir ettiğinde yeterince iyi geliyorsa onaylanmak sizin için önemli bir güvenceye dönüşmüş olabilir.

“Bunu doğru mu yaptım?”

“Sence güzel olmuş mu?”

“Bana kızmadın değil mi?”

“Yanlış anlamadın, değil mi?”

“İnsanlar bunu garip bulur mu?”

Bu tür sorular zaman zaman herkesin zihninden geçebilir. İnsan sosyal bir varlıktır; kabul görmek, takdir edilmek, sevildiğimizi ve bir gruba ait olduğumuzu hissetmek önemlidir. Dolayısıyla onaylanma ihtiyacı kendi başına olağandışı veya sağlıksız bir durum değildir.

Zorlayıcı olan, kişinin kendi düşüncesine güvenebilmesi için sürekli dışarıdan doğrulama ihtiyacı duymasıdır.

Bir karar ancak başka biri doğru bulduğunda doğru hissettiriyorsa, eleştiri kişinin bütün özdeğerini etkiliyorsa veya kabul görmek uğruna kendi ihtiyaçlarından sürekli vazgeçiliyorsa onay arayışının kişinin yaşamındaki rolünü daha yakından değerlendirmek anlamlı olabilir.

Onaylanma İhtiyacı Nedir?

Onaylanma ihtiyacı, kişinin düşüncelerinin, seçimlerinin, davranışlarının veya kendisine yönelik değerlendirmelerinin başka insanlar tarafından kabul edilmesini ve olumlu karşılanmasını istemesi şeklinde düşünülebilir.

Belirli ölçüde onay istemek olağandır.

Yaptığımız işin takdir edilmesi hoşumuza gidebilir.

Partnerimizin bizi sevdiğini söylemesi güven verebilir.

Bir arkadaşımızın fikrimizi desteklemesi iyi hissettirebilir.

Sorun bu deneyimlerin hoşumuza gitmesi değildir.

Onay arayışı daha çok şu noktada zorlayıcı hale gelebilir:

“Başka biri onaylamadığı sürece kendi kararımın yeterli olduğuna inanamıyorum.”

Bu durumda kişi giderek kendi ölçütlerinden uzaklaşıp dışarıdan gelen tepkiler üzerinden kendisini değerlendirmeye başlayabilir.

Herkesin Onaylanmaya İhtiyacı Var mı?

Bir ölçüde evet.

İnsan ilişkilerinde sosyal kabul önemlidir.

Çocukluktan yetişkinliğe kadar başka insanların tepkileri davranışlarımız hakkında bilgi sağlar. Bir arkadaşımızın bizi takdir etmesi, iş yerinde olumlu geri bildirim almak veya partnerimizin bizi önemsediğini göstermesi ilişkilerimizi anlamamıza yardımcı olabilir.

Bu nedenle hedef:

“Kimsenin ne düşündüğünü önemsememeliyim.”

olmamalıdır.

Asıl ayrım şudur:

Başkalarının görüşlerini dikkate almak ile kendi değerini tamamen başkalarının görüşlerine göre belirlemek aynı şey değildir.

Kişi başka insanların fikirlerini dinleyebilir ve sonunda kendi kararını verebilir.

Onay ihtiyacı yoğunlaştığında ise kararın doğruluğu neredeyse tamamen dışarıdaki tepkiye bağlanabilir.

Sürekli Onaylanma İhtiyacı Nasıl Görünebilir?

Onay arayışı her zaman:

“Beni onaylayın.”

şeklinde açık biçimde ortaya çıkmaz.

Günlük yaşam içerisinde daha dolaylı davranışlarla görülebilir.

Örneğin kişi:

  • karar vermeden önce birçok kişiye danışabilir,
  • mesaj gönderdikten sonra yanlış anlaşılıp anlaşılmadığını sürekli düşünebilir,
  • yaptığı işi tekrar tekrar başkalarına gösterebilir,
  • eleştiriden yoğun biçimde etkilenebilir,
  • insanların kendisine kızmasından çok çekinebilir,
  • fikir ayrılığı yaşamamak için düşüncesini değiştirebilir,
  • istemediği durumlarda bile evet diyebilir,
  • sosyal medyadaki tepkileri sık sık kontrol edebilir,
  • yaptığı açıklamanın yeterli olduğuna inanmayıp kendisini tekrar tekrar açıklayabilir,
  • birisinin yüz ifadesini veya mesaj tonunu uzun süre analiz edebilir.

Bunların herhangi birinin zaman zaman ortaya çıkması tek başına problem anlamına gelmez.

Önemli olan davranışın ne kadar sık tekrar ettiği ve kişinin seçimlerini ne ölçüde belirlediğidir.

Neden Sürekli Onaylanma İhtiyacı Hissediyorum?

Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur.

Sürekli onaylanma ihtiyacı farklı deneyimlerle bağlantılı olabilir.

Bazı kişiler başkalarının görüşlerini kendi görüşlerinden daha güvenilir bulabilir.

Bazıları hata yapmaktan yoğun biçimde çekinebilir.

Bazıları kabul görmek ile değerli olmak arasında güçlü bir bağlantı kurabilir.

Bazıları ise ilişkilerin devam etmesi için karşı tarafı sürekli memnun etmesi gerektiğini düşünebilir.

Onay ihtiyacının ilişkili olabileceği alanlardan bazıları şunlardır:

  • reddedilme korkusu,
  • eleştirilme hassasiyeti,
  • kişinin kendi kararlarına güvenmekte zorlanması,
  • mükemmeliyetçi beklentiler,
  • özdeğerin başarı veya başkalarının değerlendirmelerine bağlanması,
  • geçmiş ilişki deneyimleri,
  • sürekli başkalarıyla karşılaştırılmak,
  • sınır koymakta zorlanmak,
  • insanları memnun etmeye çalışma,
  • sosyal çevre veya aile beklentileri.

Ancak bunlardan herhangi birinin bulunması tek başına kesin nedeni göstermez.

Onaylanma İhtiyacı Çocukluktan mı Gelir?

Çocukluk ve erken ilişkiler kişinin kendisini nasıl değerlendireceğini öğrenmesinde etkili olabilir.

Örneğin çocuk:

yalnızca başarılı olduğunda takdir edilmiş,

hata yaptığında yoğun biçimde eleştirilmiş,

başka çocuklarla sık sık karşılaştırılmış

veya uyumlu davrandığında daha fazla kabul gördüğünü hissetmiş olabilir.

Böyle deneyimler zaman içerisinde:

“Doğru davranırsam kabul edilirim.”

“İyi sonuç alırsam değerliyim.”

“İnsanları memnun edersem beni severler.”

gibi beklentilerin gelişmesine katkıda bulunabilir.

Ancak buradan:

“Onaylanma ihtiyacınız varsa nedeni mutlaka çocukluğunuzdur.”

sonucu çıkarılmamalıdır.

Yetişkinlikte yaşanan ilişkiler, sosyal çevre, iş hayatı, reddedilme deneyimleri ve kültürel beklentiler de kişinin onayla ilişkisini etkileyebilir.

Koşullu Kabul Nasıl Bir Etki Oluşturabilir?

Kişi değer görmeyi sürekli belirli koşullarla birlikte deneyimlediyse kendi değerini de koşullara bağlayabilir.

Örneğin:

“Başarılıysam değerliyim.”

“Güzel görünüyorsam beğenilirim.”

“Kimseye sorun çıkarmazsam sevilirim.”

“Herkese yardım edersem iyi biriyim.”

“Partnerim beni seçiyorsa değerliyim.”

Bu durumda kişinin kendisine yönelik olumlu değerlendirmesi sabit değildir.

Koşul sağlandığında iyi hisseder.

Koşul ortadan kalktığında özdeğer de hızla düşebilir.

Bu yüzden onay arayışını değerlendirirken yalnızca:

“Başkalarının beni beğenmesini neden istiyorum?”

değil,

“Kendimi değerli hissedebilmek için hangi şartların gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum?”

sorusu da önemlidir.

Onaylanma İhtiyacı ve Özdeğer

Onay ihtiyacı ile özdeğer arasında bazı kişiler açısından güçlü bir bağlantı bulunabilir.

Kişi dışarıdan gelen tepkileri kendisinin ne kadar değerli olduğuna ilişkin ölçüm gibi kullanabilir.

Örneğin:

Takdir edilirse → “İyiyim.”

Eleştirilirse → “Yetersizim.”

Partner ilgi gösterirse → “Değerliyim.”

Partner mesafeli davranırsa → “Artık önemli değilim.”

Sosyal medyada beğeni gelirse → “İnsanlar beni seviyor.”

Beklenen tepki gelmezse → “Demek ki yeterince iyi değilim.”

Bu durumda sorun iltifat veya takdirden hoşlanmak değildir.

Sorun kişinin kendi değerine ilişkin değerlendirmesinin dışarıdaki tepkilere göre sürekli değişmesidir.

Kişinin kendi değeriyle ilişkili bu daha geniş örüntüsü Kendini Değersiz Hissetmek Neden Olur? başlıklı içerikte ayrıca ele alınmaktadır.

Onaylanma İhtiyacı ve Özgüven Aynı Şey midir?

Hayır.

Onaylanma ihtiyacını yalnızca “özgüven eksikliği” şeklinde açıklamak gereğinden fazla basit olabilir.

Bir kişi iş hayatında oldukça özgüvenli olabilir ancak romantik ilişkilerinde partnerinin sevgisinden sürekli emin olmak isteyebilir.

Başka biri sosyal ortamlarda rahat davranabilir ancak kariyer kararlarında ailesinin onayı olmadan hareket etmekte zorlanabilir.

Dolayısıyla onay ihtiyacı bağlama göre değişebilir.

Kişinin kendi değerlendirmesine güvenebilmesi, özdeğeri, reddedilme hassasiyeti ve ilişki biçimleri birlikte ele alınabilir.

Onay Bağımlılığı Nedir?

Google’da bu konuyla bağlantılı aramalardan biri “onay bağımlılığı” şeklindedir.

Ancak “onay bağımlılığı” psikoloji veya psikiyatride tek başına resmi bir hastalık ya da tanı adı olarak değerlendirilmemelidir.

Günlük dilde bu ifade daha çok kişinin başkalarının onayı olmadan karar vermekte, kendisini yeterli hissetmekte veya kendi davranışına güvenmekte belirgin biçimde zorlanmasını anlatmak amacıyla kullanılmaktadır.

Bu nedenle kişinin:

“Başkalarının fikrini çok önemsiyorum, demek ki onay bağımlılığım var.”

şeklinde kendi kendisine tanı koyması uygun değildir.

Daha yararlı olan, onay arayışının ne kadar sık ortaya çıktığını ve kişinin yaşamındaki işlevini değerlendirmektir.

Başkalarının Onayına İhtiyaç Duymak

Başka insanların bizi olumlu değerlendirmesini istemek insan ilişkilerinin doğal bir parçasıdır.

Ancak kişinin kendi görüşünden önce sürekli:

“Diğerleri ne düşünüyor?”

sorusuna cevap araması karar verme süreçlerini etkileyebilir.

Örneğin kişi bir kıyafet seçerken:

“Ben bunu seviyor muyum?”

yerine:

“İnsanlar beğenir mi?”

diye düşünebilir.

Kariyer kararı verirken:

“Nasıl bir hayat istiyorum?”

yerine:

“Ailem hangisini daha iyi bulur?”

sorusuna odaklanabilir.

İlişkide:

“Ben bu davranıştan rahatsız mıyım?”

yerine:

“Bunu söylersem partnerim benim hakkımda ne düşünür?”

diyebilir.

Bu noktada kişinin kendi görüşü giderek karar verme sürecinin dışında kalabilir.

Başkalarının Ne Düşündüğünü Fazla Önemsemek

Onaylanma ihtiyacı çoğu zaman başka insanların değerlendirmelerine yoğun biçimde odaklanmayla birlikte görülebilir.

Kişi yalnızca gerçek geri bildirimleri değil, insanların kendisi hakkında ne düşünebileceğini de sürekli analiz edebilir.

“Beni garip buldu mu?”

“Benden sıkılmış olabilir mi?”

“Yanlış bir şey söyledim mi?”

“Bencil olduğumu düşünür mü?”

Bu düşüncelerin önemli bir bölümü karşıdaki kişiden alınmış doğrudan bilgi değil, kişinin yaptığı tahminler olabilir.

Dolayısıyla kişinin davranışları gerçek değerlendirmelerden çok, varsayılan değerlendirmelere göre şekillenmeye başlayabilir.

Bu konuya özel olarak Başkalarının Ne Düşündüğünü Önemsemek Neden Olur? başlıklı içerik incelenebilir.

Sürekli “Doğru mu Yaptım?” Diye Sormak

Onay arayışının en görünür biçimlerinden biri kişinin karar sonrasında sürekli güvence aramasıdır.

Örneğin:

“Sence mesajı doğru mu yazdım?”

“Bu kararı vermem doğru muydu?”

“Sence ona karşı haksız mıyım?”

“Böyle giysem olur mu?”

Başkasına danışmak kendi başına sorun değildir.

Bazı kararlar başka bakış açılarını gerektirir.

Ancak kişi kendi başına karar verdikten sonra bile rahatlayamıyor ve farklı insanlardan aynı cevabı tekrar tekrar almak istiyorsa güvence arama davranışı geçici rahatlama sağlayan bir döngüye dönüşebilir.

Onay Döngüsü Nasıl Oluşabilir?

Şöyle bir süreç ortaya çıkabilir:

Kararsızlık → başkasına sorma → onay alma → kısa süreli rahatlama → yeni şüphe → tekrar onay arama

Kişi başkasının:

“Evet, doğru yaptın.”

demesiyle rahatlar.

Ancak bu rahatlama uzun sürmeyebilir.

Bir süre sonra:

“Peki gerçekten öyle mi düşünüyor?”

“Başka biri farklı düşünür mü?”

soruları gelebilir.

Böylece dışarıdan gelen güvence belirsizliği kalıcı biçimde çözmez.

Karar Verirken Herkese Danışmak

Fikir almak yararlı olabilir.

Ancak karar vermeden önce beş farklı kişiye danışıldığında yeni bir problem ortaya çıkabilir:

Beş farklı cevap.

Bir arkadaş A seçeneğini önerir.

Diğeri B seçeneğini.

Aile başka bir şey söyler.

Partner farklı düşünür.

Kişi başlangıçta kararını kolaylaştırmak için fikir ararken sonunda daha kararsız hale gelebilir.

Bu nedenle fikir almadan önce kişinin kendisine:

“Ben şu anda ne düşünüyorum?”

sorusunu sorması yararlı olabilir.

Başkalarının görüşü kendi görüşünün yerine değil, yanına eklenebilir.

Yanlış Karar Vermekten Korkmak

Sürekli onay arama bazen hatalı karar verme korkusuyla ilişkili olabilir.

Kişi:

“Yanlış karar verirsem bütün sorumluluk bana ait olacak.”

diye düşünebilir.

Başkalarının onayını aldığında ise karar daha güvenli hissedilebilir.

Eğer sonuç kötü olursa:

“Ben tek başıma karar vermedim.”

diyebilir.

Bu nedenle onay arayışının altında bazen yanlış kararın sonuçlarından çok yanlış karar vermiş biri olmanın yaratacağı öz-eleştiri bulunabilir.

Kişi hata yaptığında kendisine karşı çok sert davranıyorsa karar öncesinde daha fazla güvence araması anlaşılır hale gelebilir.

Mükemmeliyetçilik Onay İhtiyacını Artırabilir mi?

Bazı kişiler için bir işi yapmak yeterli değildir.

Doğru biçimde yapmak gerekir.

Hatta yalnızca kendi ölçütlerine göre değil, başkalarının da doğru bulacağı biçimde yapmak gerekebilir.

Bu durumda kişi:

“Yeterince iyi oldu mu?”

sorusunu kendi başına cevaplamakta zorlanabilir.

Projeyi bir başkasına gösterir.

Sonra başka birine.

Olumlu cevap gelse bile:

“Gerçekten iyi mi, yoksa beni kırmamak için mi söyledi?”

diye düşünebilir.

Bu noktada onay arayışı, kusursuzluk ve kesinlik arzusuyla birleşebilir.

Eleştirilmek Neden Bu Kadar Zor Gelebilir?

Eleştirilmek çoğu insan için hoş değildir.

Ancak kişinin özdeğeri onaya fazlasıyla bağlıysa eleştiri yalnızca belirli bir davranış hakkında bilgi gibi hissedilmeyebilir.

Örneğin:

“Bu sunumun girişini biraz değiştirebiliriz.”

geri bildirimi:

“Yaptığım işi beğenmedi.”

oradan:

“Yetersiz olduğumu düşünüyor.”

ve ardından:

“Demek ki gerçekten yetersizim.”

sonucuna ulaşabilir.

Bu zincirde belirli bir işe yönelik geri bildirim kişinin bütün değerine ilişkin bir değerlendirmeye dönüşür.

Oysa:

“Yaptığım bir şeyin eleştirilmesi”

ile

“Benim bir insan olarak değersiz bulunmam”

aynı şey değildir.

Reddedilme Korkusu Onaylanma İhtiyacını Artırabilir mi?

Bazı kişiler açısından onay yalnızca takdir edilmek anlamına gelmez.

İlişkinin güvende olduğuna ilişkin bir işaret gibi de kullanılabilir.

Partner iyi davranıyorsa:

“İlişkimiz iyi.”

Mesaja geç cevap verdiyse:

“Benden uzaklaşıyor.”

Arkadaş davete çağırdıysa:

“Beni seviyorlar.”

Çağırmadıysa:

“Artık beni istemiyorlar.”

Bu durumda kişi çevresindeki insanların her davranışını kabul veya reddedilme sinyali şeklinde değerlendirebilir.

Onay arayışı da ilişkiyi kaybetmeyeceğine dair sürekli güvence sağlama yollarından biri olabilir.

Reddedilme ihtimalinin bu döngüdeki rolünü Reddedilme Korkusu Nedir? Neden Olur ve Nasıl Aşılır? başlıklı içerikte daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz.

İnsanları Memnun Etmeye Çalışmak ve Onaylanma İhtiyacı

Onay ihtiyacı bazı kişilerde sürekli insanları memnun etmeye çalışma davranışıyla birlikte görülebilir.

Günlük kullanımda “people pleasing” olarak da adlandırılan bu örüntüde kişi:

  • insanların kendisine kızmasını istemeyebilir,
  • çatışmadan yoğun biçimde kaçınabilir,
  • kendi düşüncesine katılmasa bile karşı tarafla aynı fikirdeymiş gibi davranabilir,
  • sürekli yardım etmeye çalışabilir,
  • istemediği planları kabul edebilir,
  • başkalarının rahatsızlığından kendisini sorumlu hissedebilir.

People pleasing tek başına resmi bir psikolojik tanı değildir.

Önemli soru şudur:

Kişi gerçekten yardım etmek istediği için mi yardımcı oluyor, yoksa onay kaybetmemek için yardım etmek zorunda mı hissediyor?

Hayır Diyememek ve Onay Arayışı

Hayır demek onay arayışının en görünür hale geldiği durumlardan biri olabilir.

Kişi isteği karşılamak istemediğini bilir.

Ama zihninden şunlar geçer:

“Hayır dersem kırılır.”

“Bencil olduğumu düşünür.”

“Bana kızar.”

“Bir daha benimle görüşmez.”

Böylece kişi kendi ihtiyacına rağmen evet diyebilir.

Burada hedef karşıdaki insanın hiçbir zaman üzülmemesidir.

Ancak ilişkilerde başka insanların bütün duygularını kontrol etmek mümkün değildir.

Hayır demenin neden bazı kişiler için bu kadar zor hale gelebildiğini Hayır Diyememek Neden Olur? Hayır Demeyi Öğrenmek Mümkün mü? başlıklı yazıda daha kapsamlı inceleyebilirsiniz.

Onaylanmak İçin Kendini Sürekli Açıklamak

Onay arayışı yalnızca evet veya hayır kararında görülmeyebilir.

Kişi verdiği bir kararı uzun uzun açıklamak zorunda hissedebilir.

Örneğin:

“Bu akşam gelemeyeceğim.”

demek yerine:

“Normalde kesin gelirdim ama son birkaç gündür çok yoğunum, aslında seni kırmak istemiyorum, yanlış anlama…”

şeklinde uzun bir açıklama yapabilir.

Burada kişinin amacı yalnızca bilgi vermek değildir.

Karşıdaki insanın:

“Tamam, haklısın.”

demesini de bekliyor olabilir.

Yani sınırın geçerli hissedilebilmesi için karşı tarafın da sınırı onaylaması gerekiyor olabilir.

Bu durumda kişinin kendisine şu soruyu sorması yararlı olabilir:

“Karşı taraf kararımı anlamasa veya onaylamasa bile bu karar benim için geçerli olabilir mi?”

Kendini Sürekli Savunmak

Bazı kişiler herhangi bir eleştiri gelmeden önce kendi davranışlarını açıklama ihtiyacı hissedebilir.

“Ben bunu böyle yaptım çünkü…”

“Yanlış anlama ama…”

“Aslında demek istediğim…”

Bu cümleler sağlıklı iletişimin de parçası olabilir.

Sorun kişinin her davranışının gerekçesini kanıtlamak zorunda hissetmesidir.

Kişi karşı tarafın olumsuz düşünme ihtimaline tahammül etmekte zorlandığında bütün davranışlarını açıklamaya başlayabilir.

Ancak başka insanların bizi her zaman tam olarak anlamasını garanti etmek mümkün değildir.

İlişkide Sürekli Onay Beklemek

Romantik ilişkiler onay ihtiyacının yoğun biçimde ortaya çıkabildiği alanlardan biridir.

Kişi partnerine sık sık:

“Beni seviyor musun?”

“Benimle mutlu musun?”

“Benden sıkıldın mı?”

“Bana kızgın mısın?”

diye sorabilir.

Bu soruların zaman zaman sorulması oldukça olağandır.

Ancak partnerin cevabı yalnızca kısa süreli rahatlama sağlıyor ve ardından aynı kaygı yeniden oluşuyorsa bir güvence arama döngüsü düşünülebilir.

Kişi partnerinin sevgisini bir kez bilmek yerine sürekli yeniden doğrulamaya ihtiyaç duyabilir.

Partnerin Fikirleri Kişinin Değerini Belirler mi?

Partnerimizin düşünceleri bizim için önemlidir.

Yakın olduğumuz kişinin sevgisi ve takdiri duygusal açıdan anlam taşıyabilir.

Ancak kişinin bütün özdeğerini partnerin o günkü davranışına bağlaması zorlayıcı olabilir.

Partner iltifat ettiğinde:

“Değerliyim.”

Tartışmada eleştirdiğinde:

“Değersizim.”

Mesaj attığında:

“Beni seviyor.”

Meşgul olduğunda:

“Artık beni istemiyor.”

Bu hızlı değişimler kişinin kendisini değerlendirmek için sağlam bir iç referans geliştirmesini zorlaştırabilir.

Arkadaşlıklarda Onaylanma İhtiyacı

Arkadaşlık ilişkilerinde kişi grubun dışında kalmaktan çekinebilir.

Bu nedenle:

katılmadığı bir görüşe itiraz etmeyebilir,

istemediği aktivitelere katılabilir,

kendisini olduğundan farklı gösterebilir,

şaka konusu olmamak için bazı özelliklerini gizleyebilir.

Bazen kişi arkadaş grubundaki bütün insanların kendisini sevmesini bir zorunluluk gibi yaşayabilir.

Oysa yakın ilişkilerde bile fikir ayrılıkları mümkündür.

Bir arkadaşın davranışımızdan hoşlanmaması ilişkinin tamamının sona ereceği anlamına gelmek zorunda değildir.

Aile Onayına İhtiyaç Duymak

Ailenin görüşü birçok insan açısından önemlidir.

Özellikle:

eğitim,

meslek,

evlilik,

partner seçimi,

şehir değiştirme,

yaşam tarzı

gibi büyük kararlarda aile görüşleri etkili olabilir.

Sorun aileyi önemsemek değildir.

Ancak yetişkin kişi kendi hayatıyla ilgili bir kararı yalnızca ailesi onayladığında verebiliyorsa kendi tercihlerini ayırt etmek zorlaşabilir.

Örneğin:

“Ben aslında bu işi istiyorum ama ailem beğenmez.”

düşüncesi kişinin yıllarca istemediği bir alanda kalmasına katkıda bulunabilir.

Burada amaç aileyi tamamen dışlamak değil, aile görüşü ile kişinin kendi değer ve ihtiyaçlarını ayrı ayrı görebilmektir.

İş Hayatında Onaylanma İhtiyacı

Onay arayışı iş yaşamında yüksek performansla birlikte de görülebilir.

Kişi yaptığı işten kendi başına tatmin olmakta zorlanabilir.

Yöneticisinin:

“İyi olmuş.”

demesini bekleyebilir.

Geri bildirim gelmediğinde:

“Beğenmedi.”

diye düşünebilir.

Bu nedenle:

  • gereğinden fazla çalışma,
  • sürekli ek sorumluluk alma,
  • yapılan işi defalarca kontrol etme,
  • hata yapmaktan yoğun biçimde çekinme,
  • yöneticinin memnuniyetini sürekli izleme

gibi davranışlar ortaya çıkabilir.

Dışarıdan bakıldığında kişi yalnızca çalışkan görünebilir.

Ancak iç dünyasında:

“Yeterli olduğumu kanıtlamalıyım.”

baskısı yaşayabilir.

Takdir Edilme İhtiyacı

Takdir edilmek insan için olumlu bir deneyimdir.

Bir emeğin fark edilmesi kişinin yaptığı işin anlamlı olduğunu hissetmesine katkıda bulunabilir.

Ancak takdirin olmaması otomatik olarak:

“Yeterince iyi değilim.”

sonucuna ulaştırıyorsa kişinin kendi başarılarını nasıl değerlendirdiğine bakılabilir.

Örneğin kişi önemli bir proje tamamlayabilir.

Kimse özel olarak tebrik etmez.

Bunun üzerine:

“Demek ki yaptığım şey önemli değil.”

diye düşünebilir.

Oysa bir işin değerli olması ile çevreden anında takdir gelmesi aynı şey değildir.

Sosyal Medyada Onaylanma İhtiyacı

Sosyal medya dışarıdan gelen onayı sayısal olarak görünür hale getirebilir.

Beğeni.

Yorum.

Takipçi.

Görüntülenme.

Kişi paylaşım yaptıktan sonra tekrar tekrar telefonunu kontrol edebilir.

“Kaç kişi beğendi?”

“Bu kişi neden beğenmedi?”

“Diğer paylaşım daha fazla ilgi görmüştü.”

Bu davranışların zaman zaman yapılması olağandır.

Ancak kişinin ruh hali büyük ölçüde sosyal medya tepkilerine göre değişiyorsa dış onayın özdeğer üzerindeki etkisine bakılabilir.

Sosyal medya tek başına onaylanma ihtiyacının nedeni değildir ancak mevcut bir sosyal karşılaştırma ve onay arama döngüsünü görünür hale getirebilir.

Onaylanma İhtiyacı ve Kendini Başkalarıyla Kıyaslamak

Kişi başkalarının onayını almak için önce hangi özelliklerin daha fazla onaylandığını gözlemleyebilir.

Kim daha başarılı?

Kim daha çok beğeniliyor?

Kim daha çok ilgi görüyor?

Ardından kendisini bu standartlarla karşılaştırabilir.

“Ben de böyle olursam insanlar beni daha fazla sever.”

düşüncesi ortaya çıkabilir.

Bu durumda sosyal karşılaştırmanın amacı yalnızca kişinin nerede olduğunu görmek değil, hangi özelliklere sahip olursa kabul göreceğini belirlemek haline gelebilir.

Onay İhtiyacı Kişinin Kim Olduğunu Anlamasını Zorlaştırabilir mi?

Sürekli başkalarının beklentilerine göre hareket edildiğinde kişinin kendi istekleri daha az görünür hale gelebilir.

Kişi:

“Ben aslında ne istiyorum?”

sorusuna cevap vermekte zorlanabilir.

Çünkü uzun süredir:

“Ailem ne ister?”

“Partnerim ne ister?”

“İnsanlar neyi doğru bulur?”

“Çevrem neyi başarılı kabul eder?”

sorularına cevap vermeye alışmış olabilir.

Bu noktada kişinin davranışları uyumlu görünebilir ancak kendisiyle kurduğu bağlantı zayıflayabilir.

“Ben Ne İstiyorum?” Sorusunu Sormakta Zorlanmak

Onay arayışı yoğun olan kişiler bazen başkasının ne istediğini çok hızlı fark eder.

Ancak kendi ihtiyaçları sorulduğunda:

“Bilmiyorum.”

cevabı gelebilir.

Bu durum kişinin hiç isteği olmadığı anlamına gelmez.

Daha çok kendi isteğini değerlendirmeden önce başkalarının ihtiyaçlarını hesaba katmaya alışmış olabilir.

Bu nedenle küçük kararlar bile pratik alanı oluşturabilir:

“Bugün ben ne yemek istiyorum?”

“Bu hafta sonu ne yapmak istiyorum?”

“Bu konuda benim fikrim ne?”

“Başkalarının ne düşündüğünü bilmeseydim ne seçerdim?”

Onaylanma İhtiyacı Bir Hastalık mıdır?

Hayır.

Onaylanma ihtiyacı tek başına psikolojik bir hastalık veya tanı değildir.

Kabul edilme ve takdir edilme isteği insan ilişkilerinin doğal parçalarındandır.

Onay arayışının psikolojik açıdan daha önemli hale gelmesi, kişinin:

  • kendi kararlarına güvenememesi,
  • sürekli güvence araması,
  • eleştiriden yoğun biçimde etkilenmesi,
  • ilişkilerini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesi,
  • özdeğerini tamamen başkalarının tepkilerine bağlaması

gibi durumlarda düşünülebilir.

Yine de bunların bulunması tek başına herhangi bir tanı oluşturmaz.

Onaylanma İhtiyacı ile Sosyal Kaygı Aynı Şey midir?

Hayır.

Onaylanma ihtiyacı ile sosyal değerlendirilme kaygısı bazı kişilerde birlikte bulunabilir ancak tamamen aynı kavram değildir.

Sosyal kaygıda kişinin:

olumsuz değerlendirilme,

utanç verici bir durum yaşama,

başkaları tarafından incelenme

konusundaki korkuları daha merkezi olabilir.

Onay arayışında ise kişi farklı yaşam alanlarında kendi karar veya değerini doğrulamak için başka insanların görüşlerine ihtiyaç duyabilir.

Yalnızca onay istemek sosyal anksiyete bozukluğu veya başka bir psikolojik tanı anlamına gelmez.

Onaylanma İhtiyacından Nasıl Kurtulurum?

Bu sorgu Google’da güçlü bir arama niyetine sahip olsa da hedefin onay ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmak olması gerekmez.

Başkalarının düşüncelerini hiçbir zaman önemsememek de gerçekçi değildir.

Daha sürdürülebilir hedef:

Dışarıdan gelen onayı tek karar ve değer ölçütü olmaktan çıkarmak olabilir.

Önce Kendi Görüşünüzü Belirleyin

Birine danışmadan önce:

“Ben bu konuda ne düşünüyorum?”

sorusuna cevap vermeye çalışabilirsiniz.

Sonrasında başka görüşler alınabilir.

Böylece dışarıdaki fikirler sizin fikrinizin yerine geçmek yerine ona yeni bilgi ekler.

Küçük Kararları Onay Almadan Vermeyi Deneyin

Her karar büyük değildir.

Hangi yemeği seçeceğiniz.

Ne giyeceğiniz.

Boş zamanınızı nasıl geçireceğiniz.

Bu gibi düşük riskli alanlarda kendi kararınızı vermek, dış onay olmadan hareket etme deneyimi oluşturabilir.

Güvence Arama Döngüsünü Fark Edin

Birisine:

“Sence doğru yaptım mı?”

diye sorduktan sonra ne olduğunu gözlemleyin.

Gerçekten yeni bir bilgi mi aldınız?

Yoksa yalnızca kısa süre rahatlayıp daha sonra tekrar mı şüphelendiniz?

Bu ayrım güvence aramanın işlevini anlamaya yardımcı olabilir.

Fikir Almak ile İzin İstemeyi Ayırın

“Sen olsan ne yapardın?”

ile:

“Bunu yapmam doğru mu?”

aynı soru değildir.

İlkinde farklı bir perspektif istenir.

İkincisinde kişi kendi kararının geçerliliğini karşı tarafa teslim ediyor olabilir.

Eleştirinin Kapsamını Sınırlayın

Bir insan davranışınızdan hoşlanmayabilir.

Bu, sizin bütün kişiliğinizi reddettiği anlamına gelmez.

Bir yöneticinin hazırladığınız raporu değiştirmesi bütün mesleki yeterliliğinizi tanımlamaz.

Partnerinizin bir konuda size katılmaması ilişkinin değersiz olduğu anlamına gelmez.

Başkalarının Hayal Kırıklığına Alan Açın

Onay arayışının zor taraflarından biri başkalarının sizden memnun olmamasına tahammül etmek olabilir.

Bazen sınır koyduğunuzda karşıdaki insan gerçekten hoşnutsuz olabilir.

Bu otomatik olarak sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez.

İnsan ilişkilerinde herkesin her zaman birbirinden memnun olması mümkün değildir.

Kendi Değerlerinizi Belirleyin

Bir karar verirken yalnızca:

“İnsanlar bunu nasıl değerlendirir?”

değil,

“Bu benim değerlerimle uyumlu mu?”

sorusu da kullanılabilir.

Bu yaklaşım başkalarını önemsemeyi bırakmak anlamına gelmez.

Kişinin kendisini de karar sürecinin içine dahil etmesidir.

Onay Arayışı Azaldığında Ne Değişebilir?

Amaç artık hiç takdir istememek veya hiçbir eleştiriden etkilenmemek değildir.

Daha çok kişi:

bir karar verdiğinde kendi gerekçesine güvenebilmeye,

başkasının farklı düşünmesine daha fazla alan açabilmeye,

eleştiriyi bütün değerinin kanıtı olarak görmemeye,

kendi ihtiyaçlarını daha rahat ifade etmeye

başlayabilir.

Bu değişimler herkes için aynı hızda gerçekleşmez.

Özellikle uzun yıllardır başkalarının tepkilerine göre davranan biri için küçük bir fikir ayrılığı bile başlangıçta oldukça rahatsız edici olabilir.

Onaylanmadan Bir Şey Yapmak Neden Rahatsız Hissettirebilir?

Kişi uzun süre dışarıdan onay alarak karar verdiyse kendi başına karar vermek başlangıçta özgürleştirici değil, kaygı verici hissedebilir.

Örneğin:

“Kimseye sormadan karar verdim ama yanlış yapmış olabilirim.”

düşüncesi ortaya çıkabilir.

Bu rahatsızlığın bulunması kararın yanlış olduğu anlamına gelmez.

Kişi yalnızca alışık olduğu güvence yöntemini kullanmamış olabilir.

Bu nedenle değişim bazen ilk aşamada daha rahat değil, daha belirsiz hissettirebilir.

Onay Almadığınızda Kendinize Ne Söylüyorsunuz?

Onay arayışının önemli bir bölümü kişinin onay olmadığında kendisine söylediği cümlelerde görülebilir.

Örneğin:

“Beğenmedi → kötü yaptım.”

“Bana katılmadı → yanlış düşünüyorum.”

“Mesajıma cevap vermedi → beni istemiyor.”

“Beni övmedi → yeterli değilim.”

Bu bağlantılar otomatik olarak oluşabilir.

Bu durumda şu soru kullanılabilir:

“Yaşanan olay ile kendim hakkında çıkardığım sonuç gerçekten aynı şey mi?”

Başkasının bize katılmaması, düşüncemizin değersiz olduğunu kanıtlamaz.

Bir insanın bizi sevmemesi de herkes tarafından sevilmeye değer olmadığımız anlamına gelmez.

Sürekli Onaylanma İhtiyacı Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirilebilir?

Zaman zaman başkalarının görüşünü istemek olağandır.

Ancak kişi:

  • kararlarını tek başına vermekte sürekli zorlanıyorsa,
  • aynı konuda birçok kişiden güvence istiyorsa,
  • eleştiriden sonra uzun süre kendisini sorguluyorsa,
  • kabul görmek için istemediği davranışlarda bulunuyorsa,
  • insanlara hayır diyemiyorsa,
  • ilişkilerde kendisinden fazla ödün veriyorsa,
  • başkalarının düşünceleri günlük yaşamını yoğun biçimde belirliyorsa,
  • onay gelmediğinde yoğun değersizlik veya kaygı hissediyorsa,
  • kendi isteklerini anlamakta zorlanıyorsa

bu örüntünün yaşamındaki yerini daha yakından değerlendirmek anlamlı olabilir.

Burada belirli sayıda maddenin bulunması psikolojik tanı anlamına gelmez.

Asıl önemli olan durumun sıklığı, yoğunluğu ve kişinin yaşamındaki etkisidir.

Psikoterapide Onaylanma İhtiyacı Nasıl Ele Alınabilir?

Psikoterapide onaylanma ihtiyacı tek başına bir hastalık veya tanı olarak ele alınmaz.

Görüşmelerde kişinin onay arayışının hangi durumlarda ortaya çıktığı değerlendirilebilir.

Örneğin:

  • Kimin onayı benim için özellikle önemli?
  • Onay alamadığımda ne düşünüyorum?
  • Eleştiri benim için ne anlama geliyor?
  • Kendi kararlarıma ne kadar güveniyorum?
  • Fikir ayrılığında ne hissediyorum?
  • Hayır dediğimde neden suçluluk duyuyorum?
  • Kendimi değerli hissedebilmek için hangi koşullara ihtiyaç duyuyorum?
  • İlişkilerde kendi isteklerimi ifade edebiliyor muyum?
  • Sürekli insanları memnun etmeye mi çalışıyorum?
  • Onay arayışı hangi dönemlerde artıyor?

Bir kişi için reddedilme korkusu daha merkezi olabilirken başka biri için yüksek başarı standartları veya aile beklentileri ön plana çıkabilir.

Amaç kişiye:

“Başkalarını önemseme.”

demek değildir.

Kişinin dışarıdaki görüşleri dikkate alırken kendi değerlendirmesini, ihtiyaçlarını ve değerlerini de koruyabileceği daha esnek bir ilişki biçimi üzerinde çalışılabilir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda yüz yüze psikoterapi, klinik konumu ve genel çalışma çerçevesi hakkında bilgi için Kadıköy Psikolog sayfası incelenebilir.

Online Psikoterapide Onay Arayışı Ele Alınabilir mi?

İstanbul dışında yaşayan veya düzenli olarak kliniğe gelemeyen yetişkinler açısından uygun koşullarda online psikoterapi değerlendirilebilir.

Online görüşmelerde de:

  • onay arayışı,
  • reddedilme korkusu,
  • özdeğer,
  • kişisel sınırlar,
  • insanları memnun etme,
  • güvence arama,
  • eleştirilme hassasiyeti,
  • karar verme süreçleri

ele alınabilir.

Online veya yüz yüze görüşmenin uygunluğu kişinin ihtiyaçlarına ve mevcut koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Onay İstemek ile Onaya Göre Yaşamak Aynı Şey Değildir

Onaylanma ihtiyacı tamamen ortadan kaldırılması gereken bir özellik değildir.

Sevdiğimiz insanların bizi takdir etmesini istemek doğaldır.

Yaptığımız işin fark edilmesi hoşumuza gidebilir.

Partnerimizin bizi sevdiğini duymak iyi hissettirebilir.

Arkadaşlarımızın fikirlerini önemseyebiliriz.

Ancak bu ihtiyaç kişinin kendi sesini bastırmaya başladığında başka bir noktaya geçebilir.

Başkalarının onayı:

bir destek olabilir,

bir geri bildirim olabilir,

bir yakınlık göstergesi olabilir.

Fakat kişinin bütün değerinin ölçüsü olmak zorunda değildir.

Belki de onay arayışını anlamak için en önemli sorulardan biri şudur:

“Kimse bana bu kararın doğru olduğunu söylemese, ben kendi kararımı hangi ölçütlere göre değerlendirebilirdim?”

Bu soru başka insanların fikirlerinden vazgeçmek anlamına gelmez.

Kişinin kendi görüşünü de diğer görüşlerle aynı masaya oturtması anlamına gelir.

Çünkü başkalarının bizi onaylaması ile bizim kendi yaşamımızı onlara onaylatmak zorunda hissetmemiz aynı şey değildir.

İnternet üzerinde yer alan psikoloji içerikleri genel bilgilendirme amacı taşır; kişiye özel psikolojik veya tıbbi değerlendirme ve tanı yerine geçmez.

Benzer İçerikler
Sürekli Kötü Bir Şey Olacakmış Gibi Hissetmek Neden Olur?

Ortada belirgin bir problem olmadığı halde içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk mu var? Her […]

Devamını Oku
Çift Terapisinin İlişkilere Etkisi Nedir? İlişkide Neleri Değiştirebilir?

Bir ilişkide sorunların olması o ilişkinin mutlaka kötü olduğu anlamına gelmez. İki farklı […]

Devamını Oku
Bağdat Caddesi Online Psikolog Randevusu: Online Psikoterapi Süreci Nasıl İlerler?

Bağdat Caddesi çevresinde yaşarken veya çalışırken psikolojik destek almak istiyor ancak kliniğe düzenli […]

Devamını Oku
Anlaşılmadığını Hissetmek Neden Olur? “Kimse Beni Anlamıyor” Hissi

Bir şey anlatırken karşınızdaki kişinin söylediklerinizi duymasına rağmen sizi gerçekten anlamadığını mı hissediyorsunuz? […]

Devamını Oku
İnternetten Hastalık Arama Hastalığı Nedir? Siberkondri ve Sağlık Kaygısı

Başınız ağrıdığında ilk olarak Google’a mı yazıyorsunuz? Vücudunuzda küçük bir değişiklik fark ettiğinizde […]

Devamını Oku
Maruz Bırakma Terapisi Nedir? Exposure Terapisi Nasıl Uygulanır?

Korktuğunuz bir durumdan uzak durduğunuzda kısa süreli olarak rahatlayabilirsiniz. Topluluk önünde konuşmaktan korkuyorsanız […]

Devamını Oku
RANDEVU OLUŞTURUN
Ön görüşme talebinizi iletin.

Randevu takvimi ve randevu detaylarını netleştirmek için sizinle iletişime geçeceğiz.

Diğer iletişim kanallarımız
WhatsApp Hattı

+90 532 346 27 60