Psikoloğa gitmek için hayatın tamamen kontrolden çıkmasını, büyük bir kriz yaşanmasını veya kişinin kendisine bir psikolojik tanı koymasını beklemek gerekmez. Bazı insanlar uzun süredir devam eden kaygı, mutsuzluk veya ilişki sorunları nedeniyle psikolojik destek düşünürken bazıları hayatında belirgin bir sorun olmadığı halde kendisini, ilişkilerini veya tekrar eden davranışlarını daha iyi anlamak isteyebilir.
Bu nedenle “Psikoloğa neden gidilir?” sorusunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur.
Bir kişi son zamanlarda yaşadığı duygusal zorlanmalar nedeniyle psikoloğa başvurabilir. Başka biri aynı ilişki sorunlarının sürekli tekrar ettiğini fark edebilir. Bir başkası ise karar vermekte, sınır koymakta veya kendi ihtiyaçlarını anlamakta zorlandığı için psikoterapiyi değerlendirebilir.

Benzer şekilde “Psikoloğa ne zaman gitmeliyim?” sorusu da yalnızca belirtilerin sayısıyla cevaplanamaz.
Yaşanan durumun ne kadar süredir devam ettiği, ne kadar yoğun olduğu, kişinin günlük yaşamını nasıl etkilediği ve kendi başına kullandığı baş etme yollarının yeterli olup olmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Psikoloğa Neden Gidilir?
Psikoloğa başvurma nedenleri oldukça geniştir.
Psikoterapi yalnızca bir psikolojik bozukluğun tedavisi amacıyla yürütülen bir süreç olarak düşünülmemelidir. İnsanların duyguları, düşünceleri, davranışları, ilişkileri ve yaşamlarında karşılaştıkları zorlanmalar psikoterapinin konusu olabilir.
Bir kişi psikoloğa şu nedenlerle başvurmayı düşünebilir:
- Uzun süredir devam eden mutsuzluk veya keyifsizlik
- Yoğun kaygı ve sürekli endişe
- Zihni susturmakta ve düşünceleri düzenlemekte zorlanma
- Tekrar eden ilişki sorunları
- Ayrılık veya boşanma süreci
- Yas ve kayıp deneyimleri
- Panik benzeri yoğun korku yaşantıları
- Sosyal ortamlarda yoğun zorlanma
- Özgüven ve özdeğerle ilgili güçlükler
- Sürekli kendini eleştirme
- Öfkeyi anlamlandırmakta veya ifade etmekte zorlanma
- Motivasyon ve istekte belirgin değişiklik
- Önemli yaşam kararlarında zorlanma
- İş veya eğitim hayatında yoğun stres
- Kendini daha iyi tanıma isteği
- Aynı düşünce veya davranış örüntülerinin tekrar ettiğini fark etme
Bunların herhangi birinin bulunması tek başına kişinin psikolojik bir rahatsızlığı olduğu anlamına gelmez.
Psikoloğa gitmenin nedeni bazen bir “belirtiyi ortadan kaldırmak” değil, kişinin hayatında yaşadığı bir durumu daha ayrıntılı anlamak da olabilir.
Psikoloğa Ne Zaman Gitmeliyim?
Bu sorunun yanıtında yalnızca “Ne yaşıyorum?” değil, “Yaşadığım şey hayatımı ne kadar etkiliyor?” sorusu önemlidir.
Herkes zaman zaman üzülür, kaygılanır, öfkelenir, isteksiz hisseder veya ilişkilerinde zorlanır. Duygusal dalgalanmaların varlığı tek başına profesyonel destek gerektiğini göstermez.
Ancak şu üç alan birlikte değerlendirilebilir:
Süre: Bu değişiklik ne zamandır devam ediyor?
Yoğunluk: Yaşanan duygu veya düşünce ne kadar zorlayıcı?
Günlük yaşama etkisi: İş, eğitim, ilişkiler, uyku, sosyal yaşam veya kişisel bakım etkileniyor mu?
Örneğin birkaç günlük yoğun bir iş döneminde kişinin kendisini gergin hissetmesi ile aylardır neredeyse her gün yoğun kaygıyla yaşaması aynı durum değildir.
Benzer şekilde zaman zaman yalnız kalmak istemek ile sosyal ilişkilerden uzun süre boyunca tamamen geri çekilmek arasında da fark vardır.
Dolayısıyla psikolojik destek için herkes açısından geçerli tek bir zaman çizelgesi belirlemek yerine kişinin kendi yaşamındaki değişime bakmak daha anlamlıdır.
Psikoloğa Gitmek İçin Çok Kötü Hissetmek Gerekir mi?
Hayır.
Psikoloğa gitmenin önündeki yaygın düşüncelerden biri:
“Benim sorunum o kadar büyük değil.”
olabilir.
Kişi çevresindeki insanların daha ciddi problemler yaşadığını düşünerek kendi deneyimini küçümseyebilir.
“Başkaları çok daha zor şeyler yaşıyor.”
“Ben bunu kendim halletmeliyim.”
“Psikoloğa gitmek için yeterince kötü değilim.”
gibi düşünceler destek arama kararını erteleyebilir.
Ancak psikolojik bir deneyimin önemli olup olmadığı başka insanların yaşadıklarıyla karşılaştırılarak belirlenmez.
Kişinin yaşadığı durum kendi günlük yaşamını etkiliyor, uzun süredir devam ediyor veya anlamlandırılması zor hale geliyorsa görüşme talep etmek için mutlaka daha büyük bir kriz beklemek gerekmez.
Psikoloğa Gitmek İçin Psikolojik Bir Hastalığım Olması Gerekir mi?
Hayır.
Bir psikoloğa başvurmak için kişinin önceden konmuş bir psikolojik tanısının bulunması gerekmez.
Hatta birçok kişi psikoterapiye:
“Bende tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama bir süredir iyi hissetmiyorum.”
şeklinde başlayabilir.
Bu oldukça anlaşılır bir başlangıçtır.
Kişi yaşadığı deneyimi henüz isimlendiremiyor olabilir.
Örneğin:
neden sürekli gergin olduğunu,
ilişkilerinde neden aynı sorunları yaşadığını,
neden artık bazı şeylerden keyif almadığını,
neden karar vermekte zorlandığını
tam olarak bilmiyor olabilir.
Psikolojik değerlendirme kişinin internet üzerinden kendi kendisine tanı koymasının yerine geçer. İlk görüşmelerde yaşanan güçlüğün bağlamı, süresi ve günlük yaşam üzerindeki etkileri daha ayrıntılı biçimde ele alınabilir.
Psikoloğa Gitmem Gerektiğini Nasıl Anlarım?
Birçok kişi psikoloğa gitmeden önce kendisine bu soruyu sorar.
Kesin bir kontrol listesi bulunmasa da bazı değişiklikler kişinin yaşadığı durumu daha yakından değerlendirmesinin yararlı olabileceğini gösterebilir.
Örneğin:
- Aynı duygu uzun süredir devam ediyorsa
- Daha önce işe yarayan baş etme yolları artık yeterli gelmiyorsa
- Günlük işler normalden çok daha zor hale geldiyse
- Uyku veya günlük yaşam düzeninde belirgin değişiklikler varsa
- Sosyal ilişkilerden giderek uzaklaşılıyorsa
- İş veya eğitim yaşamında odaklanmak zorlaşıyorsa
- İlişkilerde aynı sorunlar sürekli tekrar ediyorsa
- Kişi düşüncelerini kontrol etmekte zorlandığını hissediyorsa
- Kendisine yönelik yoğun eleştiriler artmışsa
- Yapmak istediği şeylerden kaygı veya korku nedeniyle uzaklaşıyorsa
psikolojik destek seçeneği düşünülebilir.
Burada amaç listedeki maddeleri sayıp:
“Dördü bende var, psikoloğa gitmeliyim.”
şeklinde kendi kendine değerlendirme yapmak değildir.
Bu işaretler yalnızca kişinin son dönemde yaşamında meydana gelen değişikliklere daha dikkatli bakabilmesi için kullanılabilir.
Sürekli Mutsuz Hissetmek Psikoloğa Gitmek İçin Bir Neden midir?
Mutsuzluk insanın doğal duygularından biridir.
Kötü geçen bir gün, ilişki problemi, iş stresi veya bir hayal kırıklığı sonrasında mutsuz hissetmek profesyonel destek gerektiği anlamına gelmez.
Ancak kişi uzun süredir kendisini mutsuz, keyifsiz veya yaşamdan uzaklaşmış hissediyorsa yaşadığı değişimin bağlamına bakmak anlamlı olabilir.
Örneğin:
“Ne zamandır böyle hissediyorum?”
“Günlük yaşamım değişti mi?”
“Eskiden yaptığım şeyleri hâlâ yapmak istiyor muyum?”
“Sosyal ilişkilerim etkilendi mi?”
gibi sorular düşünülebilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele alan Sürekli Mutsuz Hissetmek Neden Olur? başlıklı yazı, uzun süren mutsuzluk ile gündelik duygusal değişimler arasındaki farkları açıklamaktadır.
Hiçbir Şeyden Keyif Alamamak Psikolojik Destek İçin Bir İşaret Olabilir mi?
Daha önce keyif veren aktivitelerle ilişkinin belirgin biçimde değişmesi dikkate alınabilecek alanlardan biridir.
Kişi arkadaşlarıyla görüşmeye devam ediyor ancak eskisi kadar keyif almıyor olabilir.
Hobilerine zaman ayırsa bile aynı ilgiyi hissetmeyebilir.
Tatil, sosyal etkinlik veya sevdiği aktiviteler beklediği duyguyu vermeyebilir.
Bu durumun tek başına psikolojik bir tanı anlamına gelmediği unutulmamalıdır.
Stres, yorgunluk, yaşam değişiklikleri ve fiziksel sağlıkla ilişkili farklı etkenler de keyif alma deneyimini etkileyebilir.
Ancak değişiklik uzun süredir devam ediyor ve yaşamın birçok alanına yayılıyorsa daha kapsamlı değerlendirme düşünülebilir.
Haz ve ilgi kaybının farklı biçimleri Hiçbir Şeyden Zevk Alamamak Neden Olur? başlıklı içerikte ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Hiçbir Şey Yapmak İstememek Ne Zaman Dikkate Alınmalı?
Yoğun bir haftadan sonra hiçbir şey yapmak istememek oldukça anlaşılır olabilir.
Bazen kişinin gerçekten dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Ancak:
“Hiçbir şey yapmak istemiyorum.”
düşüncesi uzun süredir devam ediyor, kişi temel sorumluluklarına başlamakta zorlanıyor veya sosyal yaşamdan giderek uzaklaşıyorsa isteksizliğin hangi koşullarda ortaya çıktığı değerlendirilebilir.
Özellikle kişinin:
işe başlaması,
evden çıkması,
kişisel bakımını sürdürmesi,
arkadaşlarıyla görüşmesi,
günlük sorumluluklarını yerine getirmesi
öncekinden belirgin biçimde daha zor hale geldiyse yalnızca “motivasyon eksikliği” açıklaması yeterli olmayabilir.
İsteksizlik ile dinlenme ihtiyacının farkları için Hiçbir Şey Yapmak İstememek Neden Olur? yazısı incelenebilir.
Kaygı ve Sürekli Düşünmek Psikoloğa Gitmek İçin Sebep midir?
Kaygı günlük yaşamın doğal parçalarından biridir.
Sınavdan, iş görüşmesinden veya önemli bir karardan önce kaygı hissetmek olağandır.
Ancak kişi zihninin sürekli gelecekteki ihtimallere yöneldiğini, gevşemekte zorlandığını veya neredeyse her konuda:
“Ya kötü bir şey olursa?”
diye düşündüğünü fark edebilir.
Aynı şekilde bazı kişiler geçmişteki konuşmaları veya kararları tekrar tekrar analiz edebilir.
Bu tür düşünceler:
uykuyu,
odaklanmayı,
karar vermeyi,
sosyal yaşamı
belirgin biçimde etkiliyorsa psikolojik değerlendirme düşünülebilir.
Burada “çok düşünmek” tek başına bir tanı değildir.
Düşüncelerin içeriği, işlevi ve kişiyi nasıl etkilediği önemlidir.
Sosyal Ortamlarda Zorlanmak
Yeni insanlarla konuşurken heyecanlanmak veya kalabalık bir ortamda kendisini biraz gergin hissetmek oldukça yaygındır.
Ancak kişi değerlendirilme veya yanlış yapma korkusu nedeniyle:
- yeni insanlarla tanışmaktan,
- toplantıda konuşmaktan,
- telefon görüşmelerinden,
- sunumlardan,
- sosyal etkinliklerden
sürekli uzaklaşıyorsa bunun günlük yaşam üzerindeki etkisine bakılabilir.
Sosyal ortamlardaki heyecanın nasıl bir döngü oluşturabildiği İnsanlarla Konuşurken Heyecanlanmak Neden Olur? yazısında ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
İlişkilerde Aynı Sorunların Tekrar Etmesi
Psikoloğa yalnızca bireysel duygu veya düşünceler nedeniyle gidilmez.
İlişkiler de psikoterapide ele alınabilecek önemli yaşam alanlarından biridir.
Kişi farklı ilişkilerde benzer biçimde:
kendini geri planda bırakıyor,
sınır koymakta zorlanıyor,
terk edilmekten yoğun biçimde korkuyor,
aynı tartışma döngülerini yaşıyor
veya ihtiyaçlarını ifade etmekte güçlük çekiyor olabilir.
Bazen kişi:
“Partner değişiyor ama yaşadığım sorun değişmiyor.”
diye düşünebilir.
Bu durumda sorun yalnızca mevcut ilişkinin ayrıntıları üzerinden değil, kişinin ilişki içerisinde nasıl konumlandığı üzerinden de değerlendirilebilir.
Çift içerisindeki tekrarlayıcı etkileşim biçimlerinin nasıl oluşabildiği İlişkide Hep Aynı Sorunları Yaşıyorum: Neden Tekrarlanır? başlıklı yazıda daha ayrıntılı ele alınmaktadır.
Bir Ayrılık veya Kayıp Sonrasında Psikoloğa Gidilir mi?
Ayrılık ve kayıp sonrasında üzüntü yaşamak doğal bir süreçtir.
Her yas veya ayrılık deneyimi psikoterapi gerektirmez.
Kişinin bir süre üzgün olması, kaybettiği kişiyi özlemesi veya değişen yaşam koşullarına alışmakta zorlanması beklenebilir.
Ancak zaman içerisinde kişi:
günlük yaşamına dönmekte belirgin biçimde zorlanıyor,
iş veya eğitim sorumluluklarını sürdüremiyor,
sosyal yaşamdan tamamen uzaklaşıyor,
yoğun suçluluk yaşıyor
veya yaşanan olay hayatının çok büyük bölümünü kaplamaya devam ediyorsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.
Burada kişinin ne kadar sürede “normale dönmesi gerektiğini” belirleyen evrensel bir takvim yoktur.
Yas ve ayrılık deneyimleri kişiden kişiye farklı ilerler.
Büyük Bir Yaşam Değişikliği Sonrasında Psikoloğa Gidilir mi?
Psikolojik destek yalnızca olumsuz olayların ardından düşünülmez.
İstenen ve olumlu görünen değişiklikler de uyum gerektirebilir.
Örneğin:
- yeni bir işe başlamak,
- başka bir şehre taşınmak,
- evlenmek,
- ebeveyn olmak,
- üniversiteye başlamak,
- emekli olmak
kişinin yaşam düzenini ve kimlik algısını etkileyebilir.
Kişi:
“Bu istediğim bir şeydi ama neden zorlanıyorum?”
diye düşünebilir.
Bir değişikliğin olumlu olması onun stres yaratmayacağı anlamına gelmez.
Yeni sorumluluklar, roller ve beklentiler kişinin kendisini yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Psikoloğa Kendimi Daha İyi Tanımak İçin Gidebilir miyim?
Evet.
Psikoterapiye başvurmak için mutlaka belirgin bir problem bulunması gerekmez.
Kişi:
“Neden bazı durumlarda böyle tepki veriyorum?”
“Neden hep aynı tip ilişkilerin içinde buluyorum kendimi?”
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
“Başkalarının beklentileri ile kendi isteklerimi ayırmakta zorlanıyorum.”
gibi sorular üzerinde çalışmak isteyebilir.
Psikoterapi kişinin kendisini tanıması için hazır cevapların verildiği bir süreç değildir.
Daha çok kişinin kendi deneyimlerini, seçimlerini, ilişkilerini ve tekrar eden örüntülerini daha ayrıntılı değerlendirebildiği profesyonel bir çalışma alanıdır.
Kendi Kendime Çözmeye Çalışmak Yanlış mı?
Hayır.
İnsanların birçok güçlüğü kendi kaynaklarıyla ele alabilmesi oldukça doğaldır.
Arkadaşlarla konuşmak, dinlenmek, günlük yaşam düzenini değiştirmek, sınır koymak veya bir sorun hakkında araştırma yapmak bazı dönemlerde yeterli olabilir.
Dolayısıyla her zor duygu ortaya çıktığında psikoloğa gitmek gerektiği söylenemez.
Ancak kişi uzun süredir aynı problemi çözmeye çalışıyor ve tekrar tekrar aynı noktaya dönüyorsa profesyonel bir bakış açısı farklı bir değerlendirme alanı sağlayabilir.
Burada önemli sorulardan biri şudur:
“Şu ana kadar denediğim yollar bana yeterince yardımcı oluyor mu?”
Cevap uzun süredir “hayır” ise psikoterapi seçeneği değerlendirilebilir.
Arkadaşımla Konuşmak ile Psikologla Konuşmak Aynı Şey midir?
Yakın ilişkiler ve sosyal destek psikolojik iyi oluş açısından önemli olabilir.
Bir arkadaşın dinlemesi, kişinin yalnız olmadığını hissetmesine yardımcı olabilir.
Ancak arkadaşlık ile psikoterapi farklı ilişki biçimleridir.
Arkadaşlık karşılıklı bir ilişkidir. İki taraf da kendi deneyimlerini paylaşabilir, tavsiye verebilir veya olay hakkında kişisel görüşünü söyleyebilir.
Psikoterapi ise belirli mesleki ve etik sınırlar içerisinde yürütülen profesyonel bir çalışma sürecidir.
Psikolog kişinin yerine karar vermeyi veya nasıl yaşaması gerektiğini söylemeyi amaçlamaz.
Görüşmelerde kişinin kendi deneyimlerini daha ayrıntılı değerlendirebilmesi için profesyonel bir çerçeve oluşturulur.
Bu nedenle sosyal destek ve psikoterapi birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir.
Psikoloğa Gitmek Zayıflık Göstergesi midir?
Hayır.
Ancak bunu “psikoloğa gitmek güçlü insanların yaptığı bir şeydir” şeklinde başka bir kalıp ifadeye dönüştürmek de gerekli değildir.
Psikolojik destek almak bir sağlık ve yaşam tercihi olarak değerlendirilebilir.
İnsanların yardım isteme biçimleri farklıdır.
Bazı kişiler sorunlarını uzun süre kendi başına değerlendirmek isterken bazı kişiler daha erken profesyonel görüş almak isteyebilir.
Önemli olan kişinin yaşadığı zorlanmanın büyüklüğünü başkalarına kanıtlamak zorunda hissetmemesidir.
İlk Kez Psikoloğa Gideceğim: Ne Anlatmalıyım?
İlk kez psikoloğa gidecek kişiler sıklıkla:
“Ne anlatacağım?”
diye düşünebilir.
Görüşmeye bütün yaşam hikâyesini hazırlanmış biçimde getirmeniz gerekmez.
Başlangıç için:
“Son zamanlarda şu konuda zorlanıyorum.”
veya
“Nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bir süredir iyi hissetmiyorum.”
demek yeterli olabilir.
İlk görüşmede psikolog başvuru nedenini anlamaya yönelik sorular sorabilir.
Yaşanan güçlüğün ne zamandır devam ettiği, günlük yaşam üzerindeki etkisi, daha önce benzer durumların yaşanıp yaşanmadığı, mevcut yaşam koşulları ve kişinin psikoterapiden beklentileri değerlendirilebilir.
Kişi ilk görüşmede kendisini hazır hissetmediği bütün ayrıntıları anlatmak zorunda değildir.
İlk Psikolog Görüşmesinde Ne Olur?
İlk görüşmenin amacı bütün problemleri tek seansta çözmek değildir.
İlk seans çoğunlukla karşılıklı değerlendirme sürecinin başlangıcıdır.
Görüşmede:
- psikoterapiye başvurma nedeni,
- yaşanan güçlüklerin geçmişi,
- günlük yaşam üzerindeki etkiler,
- kişinin beklentileri,
- çalışma hedefleri,
- seans düzeni,
- gizlilik ve mesleki sınırlar
ele alınabilir.
Aynı zamanda danışan da psikoloğun çalışma biçimi hakkında soru sorabilir.
Psikoterapi tek taraflı bir değerlendirme süreci değildir. Kişinin kendisini ifade edebilmesi ve çalışma biçiminin ihtiyaçlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmesi de önemlidir.
Sitedeki Kadıköy Bireysel Psikoterapi sayfasında ilk görüşmenin kapsamı ve psikoterapi sürecinin nasıl ilerleyebileceği daha ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Psikolog Bana Ne Yapmam Gerektiğini Söyler mi?
Psikoterapi çoğu durumda doğrudan tavsiye alma süreci olarak düşünülmemelidir.
Örneğin psikolog kişinin yerine:
“Bu ilişkiyi bitirmelisin.”
“Bu işi bırakmalısın.”
“Şu kararı vermelisin.”
şeklinde yaşam kararları vermeyi amaçlamaz.
Bunun yerine kişinin:
ne istediğini,
hangi seçenekleri gördüğünü,
hangi korkuların kararını etkilediğini,
kendi ihtiyaç ve değerlerini nasıl değerlendirdiğini
daha ayrıntılı inceleyebileceği bir çalışma alanı oluşturulabilir.
Amaç kişinin psikoloğa bağımlı biçimde karar vermesi değil, kendi deneyimini daha açık biçimde değerlendirebilmesidir.
Psikolog mu Psikiyatrist mi?
Bu soru psikolojik destek arayan kişilerin en sık karşılaştığı sorulardan biridir.
Psikiyatrist tıp eğitimi almış ve psikiyatri alanında uzmanlaşmış hekimdir. Psikiyatrik değerlendirme yapabilir ve gerekli gördüğünde ilaç tedavisi düzenleyebilir.
Psikolog ise psikoloji eğitimi almıştır. Klinik psikologlar klinik psikoloji alanında uzmanlık eğitimi kapsamında psikolojik değerlendirme ve psikoterapi alanlarında çalışabilir.
Bazı durumlarda psikoterapi tek başına yürütülebilirken bazı durumlarda psikiyatri değerlendirmesi de gerekli olabilir.
Psikolog görüşme sırasında psikiyatrik değerlendirme veya tıbbi inceleme ihtiyacı olduğunu düşünürse uygun uzmana yönlendirme önerebilir.
Benzer şekilde psikiyatrist de psikoterapi desteğini önerebilir.
Dolayısıyla iki meslek alanını birbirinin rakibi olarak görmek yerine farklı ihtiyaçlarda birlikte çalışabilecek uzmanlık alanları olarak değerlendirmek daha uygundur.
Fiziksel Belirtilerde Önce Psikoloğa mı Gidilmeli?
Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, yoğun yorgunluk, baş dönmesi, ağrı veya uyku değişiklikleri psikolojik süreçlerle birlikte görülebilir.
Ancak fiziksel belirtilerin otomatik olarak psikolojik olduğu varsayılmamalıdır.
Özellikle yeni başlayan, şiddetli, açıklanamayan veya kişinin fiziksel sağlığı açısından endişe oluşturabilecek belirtilerde uygun hekim değerlendirmesi önemlidir.
Psikolog fiziksel muayene yapmaz ve tıbbi hastalıkları dışlayamaz.
Bazı durumlarda tıbbi ve psikolojik değerlendirme birlikte gerekli olabilir.
Psikoloğa Gitmek İçin Ne Kadar Beklemeliyim?
Bu soruya herkes için geçerli kesin bir gün veya hafta sayısıyla cevap vermek uygun değildir.
Kısa süreli bazı zorlanmalar yaşam koşulları değiştiğinde hafifleyebilir.
Buna karşılık belirgin yoğunlukta bir sorun kişinin günlük işlevlerini ciddi biçimde etkiliyorsa uzun süre beklemek gerekli değildir.
Değerlendirmede şu üç unsur tekrar kullanılabilir:
Süre + yoğunluk + günlük yaşama etki
Örneğin kişinin birkaç gündür üzgün olması ile haftalardır yataktan kalkmakta, çalışmakta veya temel sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanması aynı değildir.
Kişi kendisini:
“Yeterince kötü olduğumu kanıtlamalıyım.”
şeklinde bir eşik oluşturmaya zorlamak zorunda değildir.
Psikoloğa Gitmek İçin Kriz Yaşamayı Beklemek Gerekir mi?
Hayır.
Psikolojik destek yalnızca kriz müdahalesi değildir.
Bazı kişiler sorun günlük yaşamlarını tamamen etkilemeden önce görüşme talep edebilir.
Örneğin kişi ilişkilerinde belirli bir örüntünün tekrar ettiğini yeni fark etmiş olabilir.
Kaygısının giderek arttığını gözlemlemiş olabilir.
İş hayatında yoğun bir tükenme yaşamadan önce sınırlarını değerlendirmek isteyebilir.
Bu noktada amaç “erken gidersem kesin sorun yaşamam” gibi bir garanti vermek değildir.
Daha çok psikoterapi için kriz düzeyine ulaşmanın ön koşul olmadığını belirtmektir.
Hangi Durumlarda Acil Destek Gerekebilir?
Psikoterapi randevusu her psikolojik durumda uygun ilk adım olmayabilir.
Kişinin kendisine veya başka birine zarar verme riski bulunuyorsa, yaşamını sonlandırmaya yönelik düşünceler plan veya aciliyet kazanmışsa ya da kişinin güvenliğiyle ilgili ciddi bir durum varsa rutin psikoterapi randevusunu beklemek yerine acil destek alınmalıdır.
Türkiye’de acil durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi aranabilir veya en yakın acil sağlık kuruluşuna başvurulabilir.
Bu tür durumlarla günlük psikoterapi başvurularını birbirinden ayırmak önemlidir.
Online Psikoloğa Ne Zaman Başvurulabilir?
Psikoterapi her zaman yüz yüze yürütülmek zorunda değildir.
İstanbul dışında yaşayan, sık seyahat eden veya fiziksel olarak kliniğe düzenli ulaşmakta zorlanan yetişkinler için uygun koşullarda online psikoterapi değerlendirilebilir.
Online görüşmelerde de:
- duygusal zorlanmalar,
- kaygı,
- ilişkisel konular,
- karar verme güçlükleri,
- özdeğer,
- tekrar eden düşünce ve davranış örüntüleri
ele alınabilir.
Online görüşme yapılacak ortamın mahrem olması, başka kişilerin konuşmaları duymaması ve görüşmenin mümkün olduğunca kesintisiz yürütülebilmesi önemlidir.
Online veya yüz yüze görüşmenin uygunluğu kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilmelidir.
Psikolog Seçerken Nelere Dikkat Edilebilir?
Psikoloğa gitmeye karar verdikten sonra ikinci soru genellikle:
“Hangi psikoloğa gitmeliyim?”
olur.
Burada yalnızca konuma veya sosyal medyadaki görünürlüğe bakmak yeterli olmayabilir.
Psikoloğun:
- eğitim geçmişi,
- klinik çalışma alanları,
- kullandığı psikoterapi yaklaşımları,
- mesleki deneyimi,
- görüşmeleri hangi etik ve profesyonel çerçevede yürüttüğü
incelenebilir.
Ayrıca ele almak istediğiniz konunun uzmanın çalışma alanlarıyla örtüşmesi önemlidir.
İlk görüşme sonrasında kişinin psikologla çalışma biçiminin kendisine uygun olup olmadığını değerlendirmesi de sürecin doğal bir parçasıdır.
İstanbul Anadolu Yakası’nda yüz yüze psikoterapi, çalışma alanları ve klinik konumu hakkında bilgi için Feneryolu Psikolog sayfası incelenebilir.
Psikoloğa Gitmeye Hazır Olmadığımı Hissediyorum
Psikolojik destek düşünmek ile görüşmeye hazır hissetmek her zaman aynı anda gerçekleşmeyebilir.
Kişi:
“Anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
“Yargılanmaktan çekiniyorum.”
“Ya konuşamazsam?”
“Gerçekten buna ihtiyacım var mı?”
gibi düşünceler yaşayabilir.
Bu tereddütlerin bulunması olağandışı değildir.
Psikoterapiye başlamadan önce kişinin bütün sorularını cevaplamış veya bütün duygularını anlamış olması gerekmez.
Zaten süreç içerisinde ele alınabilecek konulardan biri de kişinin yardım isteme ve kendisini ifade etme konusunda yaşadığı zorlanmalar olabilir.
Psikoterapinin Ne Kadar Süreceği Önceden Bilinebilir mi?
Psikoterapinin herkes için geçerli sabit bir süresi yoktur.
Süre;
kişinin başvuru nedeni,
çalışma hedefleri,
ele alınan konuların kapsamı,
terapi yaklaşımı
ve süreç içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçlara göre değişebilir.
Bu nedenle “10 seansta bütün sorunlar çözülür” veya “psikoterapi mutlaka yıllarca sürer” gibi genellemeler doğru değildir.
İlk görüşmelerin ardından çalışma çerçevesi daha açık hale gelebilir ve süreç psikolog ile danışan arasında değerlendirilebilir.
Psikoloğa Neden Gidilir? Asıl Soru Her Zaman “Ne Kadar Kötüyüm?” Değildir
Psikoloğa neden gidilir? sorusunun cevabı yalnızca krizler veya psikolojik tanılar değildir.
İnsanlar psikoloğa:
zorlayıcı duygularını anlamak,
tekrarlayan davranışlarını değerlendirmek,
ilişkilerinde yaşadıkları problemleri ele almak,
hayatlarının değişen dönemlerine uyum sağlamak,
kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını fark etmek
veya kendilerini daha yakından tanımak için başvurabilir.
Benzer şekilde “Psikoloğa ne zaman gitmeliyim?” sorusunun yanıtı kişinin başkalarına kıyasla ne kadar zor durumda olduğunda değil, yaşadığı durumun kendi hayatındaki anlamında aranmalıdır.
Şu sorular iyi bir başlangıç olabilir:
“Bu durum ne zamandır devam ediyor?”
“Hayatımın hangi alanlarını etkiliyor?”
“Daha önce kullandığım baş etme yolları hâlâ işe yarıyor mu?”
“Aynı problem tekrar tekrar karşıma çıkıyor mu?”
“Bunu tek başıma anlamlandırmakta zorlanıyor muyum?”
Psikoterapiye başlamak kişinin mutlaka bir psikolojik rahatsızlığı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde profesyonel destek istemek de kişinin kendi kaynaklarının yetersiz olduğu anlamına gelmez.
Bazen amaç belirgin bir güçlüğü ele almaktır.
Bazen ise kişi hayatındaki bir alanı daha yakından anlamak ister.
Her iki durumda da değerlendirme kişiye özgü yürütülmelidir.
İnternet üzerindeki psikoloji içerikleri genel bilgilendirme amacı taşır; kişiye özel psikolojik veya tıbbi değerlendirme ve tanı yerine geçmez.